25 C
İstanbul
Çarşamba, Eylül 19, 2018

Barış Kavas

1984 yılında Bandırma’da doğdum. Liseye kadar Çanakkale’nin Çan ilçesinde,liseyi Edremit’te okudum.  Buraya kadar her şey güzel. Esas sıkıntı üniversiteyle başlıyor. Selçuk Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi fizik bölümünde okudum. Şehir ayrı fizik ayrı yordu beni. Ömrümden ömür gitti. Gençliğimi Şems’in yanında bırakıp öyle dönebildim hayata. Ziyade elim kısmını tayyedip şu kadarını söyleyebilirim. Varoluşsal bir krizdi yaşadığım. Gerçekten zor yıllardı. Yaralarını hala sarmaya devam ettiğim bir süreç… Sinemaya ilgim lise yıllarında başlıyor. Ben lisede yurtta kalıyordum. Her cumartesi gecesi filmler seyrederdik. O filmlerden biri Al Pacino’nun filmiydi. Hangi filmi idi tam olarak hatırlayamıyorum ya Carlito’nun Yoluydu ya da Büyük Hesaplaşma. Ama inanılmaz etkilenmiştim. Hala da etkisi altındayım. Bir coşkunluk hali geçti bana orda. Ben sinemayı Al Pacino’yla seçtim. 2006 yılıydı sanırım Ali Murat Güven ağabey “Acilen Kısa Film Akıncıları Arıyorum” adlı bir yazı yazdı Yeni Şafak’ta. Bu yazıyla seçtiğim yolda yürümenin yakıtına ulaştım. Ve Muhkem Maksimum adlı ilk kısa filmimi çektim. Binbir zorlukla çektim. Sinema okumuş değilim elime kamera almış değilim ama sinema aşkı hakikaten çok farklı bir şey. Kameramanı da buldum. Oyuncuları da buldum. Mekanı da ayarladım ve filmi çektim. Ama burada şu var ben sinema bir daireyse ben bu dairenin senaryo diliminde yer aldığıma inanıyorum. Sitedeki yazılarımda da bu çok baskındır. Senaryoya vurgu yapıyorum. Filmleri analiz ederken de kendi içimde de projelerimin hayalini kurarken ilk baktığım yer senaryo…. Edebiyata ve sinemaya ilgim bağlamında bir şeyler söylüyorsam bir ismi daha anmalıyım. Merhum Olcay Yazıcının üstümde çok emeği vardır. Hüzün Yazıları adlı kült eseri vesilesiyle tanıştım bu güzel adamla. 2002 yılından 2010 yılına kadar vefatına kadar son derece yoğun  bir irtibatımız oldu kendisiyle. Yaşadığım acılarda yanımdaydı. Çok nevi şahsına münhasır bir insandı. Tarife sığmaz sohbetlerimiz oldu kendisiyle.        Geçici olandan sonsuz olana hicret edebilmenin sukunetini ondan öğrendim. 31 yaşındayım iki şey beni hiç bırakmadı. Hüzün ve coşku. Hüznün psikoljik ağırlığını çok derin hissettiğim zamanlarım oldu,oluyor ve ondan biraz daha seyrek olarak da coşkunun kanatlarıyla tüm karanlığını dünyanın aşıp Varoluşun aydınlığına uçtuğum. Poetikhaberde her türlü gösterişten,showdan uzak edebiyat eleştiri dokuyan sıkı adamların yanında sinema şapkamla biraz naif ve kırılgan duyarlıkların peşinde adımlar atıyorum ben de. Kendi içine büzülen fasit dairelerden ibaret yeni sinemacıların içinde aydınlığın kaynağından kuşlar uçuracağım bir sinema yapmak istiyorum. Hüzünden coşkuya yelpazelenen hayatı,bu hayatın içinde türlü haller içindeki insanın Hakikat’i arayışını,insanın nihayet Vuslatını filme çekmek istiyorum. Bunu hep istiyorum,bunu çok istiyorum. İşte buyum ben efendim:Sinema aşkım,hüznüm,coşkum ve ben…

Gösterilecek bir içerik yok

- Advertisement -

Diğer Haberler

Popüler Haberler