“Carlito’nun Yolu” Nasıl Bir Film? | Sinema Yazarımız Barış Kavas Yazdı…

0
296

BARIŞ KAVAS

CARLİTO’NUN YOLU

Carlito’nun Yolu, Al Pacino’nun demlenmiş oyunculuğuyla; tam kıvam bulmuş oyunculuğuyla muhteşem bir seyir haline gelen bir film. Ama bunun da öncesinde senaryo olarak ve yönetmenlik olarak çok başarılı. İçinde bulunduğu bir tür var. Nedir? Gangster filmleri, mafya filmleri. Bu türün içerisindeki nadide bir örnek haline gelmiş bir film. Burada şunu görmek lazım: Sinemada tür ne olursa olsun, Dram türü ile bir kaynaşma içine girmezse etkileyicilik gücü son derece azalır. Dolayısıyla siz bir aksiyon filmi de çekseniz macera filmi de çekseniz bilimkurgu filmi de çekseniz, bunun insanın temel dramatik çatısına bir sinyal göndermesi gerekiyor. Eğer bu sinyalizasyon olmazsa bu film, içinde bulunduğu türün hakkını verir; en fazla hakkını verir, iyi bir seyir zevki sunar, gişede başarı elde eder vesaire vesaire. Ama mesele, bir filmin insanın ruhuna dokunması, insanın kalbine dokunmasıdır Bunu da sağlayacak olan tür dram. Bir şekilde dram olmadığı zaman, dramatik etki türün içersinde ne kadar gölgede ve az kalırsa bu film izlenilip unutulan, insanda bir dönüşüm yaratmayan bir film halinde kalır.

Carlito’nun Yolu’na dönecek olursak, Carlito’nun Yolu’nda biz sadece bir mafya eskisinin mafyadan uzak kalarak yeni bir hayat kurma arayışını izlemiyoruz. Burada biz eğer basiretle bakarsak, önceki hayatından pişman olmuş, yeni bir sayfa açmaya çalışan bir insanın hâlini görüyoruz. Ve bu, Pacino’nun oyunculuğuyla muhteşem bir hal almakta. Biz bunu Al Pacino’nun olduğu her sahnede görüyoruz. Bu gelgitleri görüyoruz. Yani biz yeni bir sayfa açma isteğini, buna mukabil geçmişin hücumlarını görüyoruz. Carlito’nun Yolu bir bakıma geçmişle geleceğin görkemli bir savaşı haline geliyor. Gerçekten de öyle değil midir? İnsan ne zaman yeni bir başlangıç yapmaya çalışsa; geçmiş bu başlangıcı sonlandırmak için adeta haince saldırmaz mı?

Filmin başarısında filmin yönetmeninin de büyük etkisi var: Brian De Palma. Eleştirmenlerce pek sevilmeyen bir yönetmen. Ama benim şahsen sevdiğim bir yönetmen. Kamera kullanımı, yönetmenlik tercihleriyle filmi baştan sona güçlü, gerilimli bir hale getiren yönetmendir De Palma. Bu filmde ilk sahneyle son sahne aynı sahneler. Sonradan çok kullanılan bir teknik. En son Yavuz Turgul ustamız bunu son derece başarısız bir şekilde uyguladı. (Yol Ayrımı) Teknikleri kullanırsınız. Bunda bir sorun yok. Ama bu tekniklerin insanda filmin etkisini güçlendirecek bir bağ kurması gerekir. Yoksa bu teknikler kuru kuru kalır. Zaten sanatı zanaattan ayıran şey de bu. Yani biz sanat dediğimiz zaman teknik bazı şeylerin başarısından öte bir ruhun, insani bir tarafın da meseleye sindirilmiş olmasını gözetiyoruz.

Carlito’nun Yolu derinlemesine bir bakışla iyi ve kötünün değişkenliğini de gösteriyor bize. Bir kötü (Carlito) iyi olmaya çalışırken bir iyi (Avukat Kleinfeld) giderek yozlaşıyor, filmdeki o çarpıcı diyaloğun ifadesiyle “sınırı aşıyor.” Yani kötü, kötü kalmayabilir iyiye dönebilir. İyi de çeşitli faktörlerle, dünyanın iğvasıyla, kurulu düzenin getirdikleriyle, sistemin gerektirdikleriyle, insan tekinin bitimsiz ihtirasları, bitimsiz arzuları, bitimsiz korkularıyla vesaire vesaire kötüye dönüşebilir.

Pacino’nun canlandırdığı karakter kötülükten iyiliğe hicret etmeye çalışan bir karakterdir. Filmin sonuna baktığımızda karakterimiz bunu gerçekleştiremiyor. Kaçmaya çalıştığı döngü onu en zayıf anında yakalıyor. En yakın dostunun ihanetine uğrayan, bu ihanetle bir ateş çemberinin, bir zorunlu kovalamacanın içine düşen ve bu kedi fare oyunundan sağ kurtulan karakterimiz hiç ummadığı, bizim seyirci olarak da hiç ummadığımız biri tarafından vuruluyor. Aslında senaryo bize çok net şekilde “Mafyanın kuralları vardır ve bu kurallara uymamanın sonuçları ölümcüldür” mesajını iletiyor. Kendisine efelenen çömez mafyanın daha o anda kalemini kırması gereken Carlito bunu yapmıyor, o kesilmesi gereken raconu kesmiyor ve bu Carlito’nun sonu oluyor.

Finali seyirciyi yıkıma uğratan bir film Carlito’nun Yolu. Filmin sonu net şekilde bir mutsuz son. Filmin sonunda vurulan, yere düşen sadece Carlito olmuyor, seyirci olarak biz de yiyoruz o kurşunu, biz de yere yığılıyoruz. Bu şüphesiz filmin başarısı, Pacino’nun ve De Palma’nın başarısı. Çünkü biz tüm kalbimizle o buluşmanın olacağına, Carlito’nun o trene yetişeceğine inanıyoruz, Carlito’nun sevgilisiyle kurmak istediği o yeni hayatı kurabileceğine inanıyoruz.

Son olarak şunu söylemek istiyorum: Çok büyük olan Al Pacino sevdalısı bir sinema yazarı olarak ve büyük bir Carlito’nun Yolu fanatiği olarak, ben bu filmin sonunu kötü yorumlamak istemiyorum. Bir şekilde Carlito’nun ölümle birlikte gerçek mutluluğa, gerçek arınmışlığa kavuştuğunu yorumlamak istiyorum.

[Eleştiri Haber, Ekim 2018]

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here