Cahit Zarifoğlu Şiirleri Üzerine Konuşmalar-Giriş | Ali Celep | Bir Şiirden

0
878

ŞAİR CAHİT ZARİFOĞLU (1940-1987)

Şiirleri Üzerine Konuşmalar

Ali CELEP

[GİRİŞ.]

Merhum Cahit Zarifoğlu’nun şiirlerinin, yaşadığı hayatı hatırına pratik veya pragmatik sonuçlar devşirmeye yatkın okur katında ‘anlaşılmazlık’ sorunuyla karşılanması tabiidir. Oysa öğretici ereklerle yazılmış şiirler dışında hiçbir şiir dili, varoluşumuza dair pragmatik bir söylem içermez. En basit haliyle ‘anlama’ ‘anlaşılma’ ‘anlaşma’ sözcükleri, gerçek anlamda okurun ve/ya konuşanın dil ve yaşamla kurduğu maddi ve manevi, doğrudan ve dolaylı, sade ve karmaşık ilişkilerin sonucunda ‘o anlık’ duruma göre formunu bulur. Hakikatle halisane temas kurmaya meyilli her şiir de, okurun, hakikatin hangi menzilinde konakladığına bağlı olarak karşılık bulur. Ben kendi payıma Cahit Zarifoğlu’nun şiirlerinin bir yönüyle ‘rica eden’ bir karakteri olduğunu, başka bir yönüyle de dua eden bir karakter taşıdığını düşündüğüm için, ‘anlaşılmazlık’ sıkıntısını anlamsız bularak geçmek istiyorum.

Onun şiirlerinin, iyi niyete dayalı bir okuma girişimiyle bize alışılmadık bir duyuş zenginliği kazandırabileceğini düşünüyorum. Bu biraz da yaşadıklarımızın ya da okuduklarımızın zihni(yeti)mize nasıl yansıdığıyla ilgili bir durum olsa gerek. O yüzden mesela Cahit Zarifoğlu, şiirlerini okuyanlar katından ‘anlaşılmaz’ sendromuyla gelen her ses sahibine, hayretle: ‘şiirlerinin anlaşılmayacak bir tarafı olmadığını, gayet açık ve anlaşılır bir şiiri olduğunu’ söylerken afalladığımız olabiliyor. Belki biz bildik tarafımızla, dünkü (geleneksel) şiirimizin de etkisiyle, şiiri hala bir takım ahenkli sesler dizisinde aramaya aşinayız da ondandır. (Gerçi bugün reciter (ezberci) bir şiir okuru da kalmadı ya, geçelim diyorum.) Gerçek şu ki büyük ölçüde ve özellikle ilk iki şiir kitabına baktığımızda atipik bir şiirle/şairle karşılaşıyoruz ve biz onu eseriyle tanımaya çalışacağız. Şair de kendini şiirle tanımaya çalışmıyor mu zaten. Onun şiirle kendini tanıma girişiminin belirgin nitelikleri ise, coşkulu duru duyuş, kendi içindekilerle birlikte dışındakilere de hayret ve ürperti dolu bakış, kendi varlığında ve onu kuşatan çevresel şartlarda biriken derin çelişkilere, çatışmalara (buna kendi benlik çatışmaları da dahil) şahit oluş, his ve yaşantılar evreninde oluşan sürpriz dalgalanmalara sorduğu sorular ve verdiği ani cevaplarla o bir kontrast şairidir. Bu kadar değil elbet, detaylandıracağız daha.

Bir başka husus; Cahit Zarifoğlu’nun şiirlerini okumak, okur için bugün de bir donanım vesilesi olabilir. Sezai Karakoç ve İsmet Özel’in şiirlerini okumanın da böyle bir tarafı vardır. Bu şairler ve burada adını anmadığım daha birçok şairimiz var ki şiirleriyle ruhumuzu daha bir güçlendiriyoruz. Bu güçle ‘dünyaya saldırma’ cesaretini kendimizde buluyoruz. Donanım dedim de, o, şiirleri okuyup edeple eleştirmekle gerçekleşen bir kazanımdır. Burada benim konuşmalarım da edeple eleştirme yolunu izleyecektir. Cahit Zarifoğlu ümmetin güzel çocuklarından birisidir, varoluş sebebine muvafık şiirler yazdı. Onu edeple eleştirmek, bizim de varoluş sebebimizi seslendirme yolunda atılmış mütevazı bir adımdan ötesi değildir. Onun şiirlerini anlama girişimi, şüphesiz ümmetin sıkıntılarını ve dolaysız olarak kendi biricikliğimizi anlamlandırma iradesini açan bir yol da açacaktır bize. Halkın evladına yakışan budur. Bu noktada bazen cüz’i yeri geldikçe de külli okumalar yapacağız. Girişi onunla kapatalım:

‘bak nasıl ayçağın erleri

savaşarak ve devirleri aşarak geldiler

karanlığı karaladılar yolları tuttular

at tepmedeler

bak nasıl savaşı bindiler.

Gece çınara gelip söyleşip kelime ettiler

söz bilediler

zorun yamanını kolayladılar’ [Ağaçlar]

Eleştiri Haber, 13 Kasım 2017

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here