Bünyamin Gürel | Şiirde Ses ve Ritim | Poetik Kültür

0
175
Şair Bünyamin Gürel, 2007.

ŞİİRDE SES VE RİTİM

Zamanın kıskacında bulunan her öge ritmik olmaya mecburdur. Dil de bundan bağımsız değildir. Yaşamın içinde sınırsızca devinen madde, ritmin denetimine girdiğinde estetik bir görünüme kavuşur.

Ritim aslında sınırlarını müziğin çizip belirlediği bir kavramdır. Müzik sanatı bu unsuru doğadan alarak açıklamaya çalışır. Müzikte ritim belli aralıklarla ve kesin ölçülerle oluşur. “Şiirde ritim nasıl elde edilir?” şeklindeki bir soruya vereceğimiz klasik, kısa bir yanıt ise; “vurgulanmak istenen duygu ve düşüncenin, belirli imge, kelime, uyak, ses ve durakların yinelenmesi yoluyla..” şeklinde olacaktır. Ancak bu, yetersiz bir yanıttır. Çünkü şiirdeki ritmi tıpkı müzikteki gibi kesin ölçülerle belirleyemeyiz. Çünkü şiir kesin ölçülerin, tanımların egemenliğine giremeyecek kadar özgün bir sanat alanıdır.

Dizede müzik ögesi işlevini yürüten sesler bir ölçü dâhilinde, eşit ve belli aralıklarla- adeta bir metronom eşliğinde- matematiksel ölçülere yaslanarak sıralanmıyorsa o dizedeki seslerin çıkardığı uyumu, ahengi, ritmi müziksel bir ritim kabul etmemiz güç olacaktır. Çünkü şiiri meydana getiren unsur yalnızca ses değildir. Şiirin malzemesi dildir evet.  Dil işareti ise birbirinden ayrı olmayan iki öğeden oluşur: Ses ve ses ögesinin taşıdığı kavram. Saussure, dil işaretinin ses ögesine “anlamlıyan”, bu ögeyle söylenmek istenen şeye “anlam” der. Öyleyse şiir, biçimsel olarak müziğin sınırlarını çizdiği ritimle ilişkili olmakla beraber, içeriksel bir özelliğe de sahiptir. Gürsel Aytaç’ın deyişiyle; “ritmin bir biçim ögesi olarak kalmayıp aynı zamanda bir öz- içerik- ögesi olması sözcüklerin anlamını etkilemesindendir.” Bununla beraber her dize aslında ritmik bir bölünme, bir susuştur. Şiir bu yönüyle nesre göre daha karmaşık bir yapı gösterir.

[Etken Şiir Dergisi, Bahar 2004]
Söylediklerimizden hareketle tekrar bir tanım yapmaya kalkacak olursak ritim: Şairin içinden kopan enerjiyle, anlam ve sesin şiirin bütününde yarattığı devinim, sezdirilmek istenenin şiirin biçimsel varlığında duyularımızı etkin hale getiren motifler yoluyla somutlaştırılmasıdır, diyebiliriz. Fakat dizedeki ses ve anlam değerlerinin yarattığı bütün ritmi oluşturuyorsa eğer, şair bu ritmin neresindedir? Şair yaratma eylemine başlamadan önce kafasında şimşekler çakmasa, içinde fırtınalar kopmasa, nereden ve nasıl geldiğini bilmediği ama şiirini şekillendirirken kullanacağı birtakım sesleri tınıları içinde duymasa şiirini yaratabilir mi, şiirine ritim katabilir mi?

Bize kalırsa tüm bu karmaşa, kaos,  şairin içindeki enerjiden (ruhtan) kaynaklanır. Şair enerjisinin miktarı, soluğunun yettiği ölçüde şiirini biçimlendirir. Bu özelliğiyle de şiirde ses ve ritim dışsal değil, içsel ögelerdir. Oysa dilin ilk ortaya çıkışı üzerine düşündüğümüzde dış ögeler –doğadaki ses ve ritim ögeleri- göze çarpar. Doğadaki sesin, ritmin, müziğin kelimeler yoluyla taklit edildiği yansıma sözcükleri anımsayalım: çıtırtı, patırtı, hışırtı gibi… Doğada duyduğu sesleri taklit ederek sözcüklerle adlandırma yoluna giden insan, bunu çok iyi başardığı için şair sayılabilir mi?

Yansıma sözcüklerle sağlanan ritim ve müzik dış unsurlarla açıklanabilecek, duyu organlarımızla algılanabilir, taklit yoluyla oluşmuş müzik ve ritimdir. Oysa şair ve taklit sözcüklerini yan yana getirmek bile sanatı, şiiri inkâr etmektir. Elbette şair de doğanın bir parçasıdır. Kulağı doğadaki seslerle doludur. Fakat şair doğada duyduğu ses ve ritmi taklit ederek şiirini yazmaz. O bu ses ve ritmi alır, içindeki enerjide eritir, dönüştürür ve yeni bir biçime sokarak yazar şiirini. Onu şair yapan özelliklerinden biri de işte bu yeteneğidir.

Bünyamin Gürel

[Kaynak: Etken Şiir Dergisi, Bahar, 2004]

[Eleştiri Haber, Ekim 2018]

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here