Öykücü Arzu Alkan Ateş hiçbir yerde yayınlamadığı öyküleriyle “Eleştiri Haber” de!

0
995
Arzu Alkan Ateş

Arzu ALKAN ATEŞ                         

                                    BORGES ve KADIN

Bu kitabı satın alabilir miyim, diye soran kadın, kafasını masaya dayamış uyuyan adamın karşısında kendini çaresiz hissetti. Belki de yarım saattir buradaydı. Yabancı olduğu bu şehirde ilk kez bir kitapçı dükkanı görmüş, hiç düşünmeden içeri girmişti. Girmesiyle de şaşkınlığa uğraması bir olmuştu. İçerisi loş ve serindi. Oysa dışarıda güneş değdiği her şeyi eritiyordu. Kadın bir süre gözleri  karanlığa alışana kadar kımıldamadan bekledi. O beklerken elbette hayat birçok yerde değişiyor, insanlar değişen hayata yetişebilmek için hızlı, daha hızlı hareket ediyordu. Onlar hızlandıkça dünyanın devinimi artıyor, nihayetinde yaşam bir kısır döngüye dönüşüyordu, demem o ki aslında  her şey başa sarıyordu. O zaman durup beklemek daha anlamlıydı.  Kadın bunların hiçbirini düşünmedi, onun yerine düşünen anlatıcı,  aklından geçenleri söyleyerek öyküye dahil oldu. Onun öyküye dahil oluşundan kitapçı da kadın da habersizdi. İzlendiklerini  bilselerdi, kendileri olamazdılar. Kadın bir süre sonra karanlığa alıştı, gözlerini kısmaktan vazgeçti, içinde bulunduğu dükkanı incelemeye durdu. İçinde bir boşluk buldu. Bu boşluğu doldurmak telaşıyla  duvardaki raflara baktı.  Birkaç kitap! Hepsi bu mu, diye düşündü. Uğradığı hayal kırıklığını sindirmeye çalışıyordu ki kulağına bir horlama sesi geldi. Sesin geldiği yere doğru kafasını çevirdiğinde masanın üzerinde uyuyan bir baş gördü. Bu öyle bir baştı ki  gövdesini ve gövdesini temsil eden her şeyi terk etmiş, unutuluşun kollarında uykuya dalmıştı. Bu unutuluşun içinde sanki yokluk gizliydi.  Kadın bu yüze öyle imrenerek baktı ki anlatıcı,  adamın yüzünün yanında, kadının yüzünü de hayal etti. Gövdesiz iki baş. Yüz yüze yokluğa varmış. Ancak kadın henüz gövdesini ve gövdesinin temsil ettiklerini terk etmeye  hazır değildi. Yüzünü raftaki birkaç kitaba döndü. Onu hala teselli edebilen tek  şey kitaplardı. Hiçbir şeyle teselli olamayan insanların sayısı o kadar çoktu ki. Kadın o yüzden şanslı sayılırdı. Yeşil ciltli bir kitaba uzandı eli. Deri cildi yer yer soyulmuş  kitaba içi acıyarak baktı. Bilmediği bir dilde yazıldığı için kitabın kapağında yazanları okuyamadı. Kapağını açıp şöyle bir karıştırdığında  kitabın bir şiir kitabı olduğunu anladı. Hatta kitabın içindeki şiirlerin sone biçiminde yazıldığını da. Sararmış yaprakların her birinde suskun duran dizeler, kim bilir kaç zamandır dilsizdi.  Bilmediği dilde yazılmış bu şiirlerden birini yüksek sesle okumaya başladı. Kelimeler aralanır gibi oldu. Kadın bir şey anlamasa da  dilin müziğini duydu. Ruhunu müziğin ritmine bıraktı. Anladığını fark etti. Bu dili öğrenebilirdi. Yeter ki okumaya devam etsindi. Kadının bilmediği ya da farkına  varmadığı bir şey vardı. O okurken anlatıcı şiirleri tercüme ediyordu. Çünkü anlatıcı o dili çok iyi biliyordu.  Yıllardır bu kitapçı dükkanının  köşesinde bir okur beklediğine değmişti doğrusu. Bu kadında okur olmanın dışında başka bir şey vardı. Şiirin büyü üretimi olduğunu biliyor ve şiirin büyüsüne kendini bırakmaktan korkmuyordu. Kadın peş peşe okuduğu şiirlerden öylesine etkilendi ki çoktandır unuttuğu bir halin içinde buldu kendini. Bu halin geçmesini istemiyordu. Kitabın kapağını kapatıp göğsüne bastırdı. Böyle bir şeyin olduğuna inanamıyordu. Bilmediği bir dilde yazılmış bu şiirler onu böylesine nasıl etkileyebilirdi. Hemen masanın üzerinde uyuyan başa doğru yöneldi. İçinde bulunduğu bu cezbe halini korumak için kitabı satın almalıydı. Kitapçıya seslendi. Senyör uyanın lütfen! Kitapçının yüzü kıpırdadı. Gözleri değil, yüzüydü kıpırdayan. Kadın sesini yükselterek yalvarırım uyanın senyör, dedi. Sesindeki telaş bir şeylerin sonuna geldiğinin işaretiydi. Kitaptan uzaklaşıyordu sanki. İçindeki müzik durmuştu. Oysa duran  anlatıcıydı. Saklandığı köşede, olup biteni izlemek için susmuştu.   Kitapçı gövdesini ve gövdesinin temsil ettiği her şeyi hatırlamışçasına uyandı. Karşısında duran kadına baktı. Kadın karşısında bir bütün halinde kitapçıyı görünce şaşırdı. Hiç görmediği ama tanıdığı birine benzetti. Hatırlamak istedikçe zihnindeki görüntü silindi. Bu kitabı satın alabilir miyim, dedi. Adam, kadının elindeki kitaba  dokunmak için elini uzattı. Ama kitaba bir türlü dokunamadı. Nerede buldunuz bu kitabı, dedi. Kadın kitabı aldığı rafı işaret etti. Adam, gösterin bana, dedi. Kadın adamın kör olduğunu anladı. Bastonunu sağa sola vurarak yürüyen adamın koluna girdi ve birlikte kitabı aldığı rafa doğru yürüdüler. İşte  buradaydı, dedi. Olamaz,  imkansız bu! Bütün kitapları yakmıştım, dedi adam.  Başka kitaplar da var, dedi kadın. Hani nerede, dedi adam. Kadın tek tek kitapları raftan indirdi. Elindeki kitapla birlikte altı kitap olmuştu. Adam kitaplara dokundu. Ve tek tek isimlerini söyledi. Hiçbirinde yazarının adı yazılı değil, dedi kadın. Adam, bu kitaplar satılık değil, derken kadın duyduğuna inanamadı. Ben sadece içlerinden birini satın almak istiyorum. Bu kitabı bana satmak zorundasınız. Madem burası bir kitapçı, siz de buranın sahibisiniz buna mecbursunuz, dedi. Adam ne kitapçısı, bunu da nereden çıkarttınız, burası bir kitapçıya benziyor mu hiç? Bir yazarın rüyasında olduğunuzu anlamadınız mı, diyerek kadını azarladı. Ne yazarı ne rüyası, dedi kadın. Hem kimmiş bu yazar. Yazdığı bütün kitapları yakmak isteyen tek bir yazar tanıyorum, dedi kör adam. Kadın iyice afallamıştı. Anlatıcı işlerin sarpa sardığını anlayınca, saklandığı köşeden çıktı. Jorge Luis Borges’in koluna girip onu sandalyeye oturttu. Kadının beti benzi solmuştu. Göğsünde tuttuğu kitaba sımsıkı sarılmıştı. Anlatıcı kadına yaklaştı, sakin olun, şu anda Jorge Luis Borges’in rüyasındasınız.  Birazdan Borges uyanacak ve her şey son bulacak, dedi.

Arzu Alkan Ateş Kimdir?

1975’te Trabzon’da doğdu. 1999’da K.T.Ü. Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili Edebiyatından mezun oldu. Öykü ve denemeleri Ada, Mühür, Kül Öykü, Patika, Kıyı, Kitaplık gibi dergilerde yayınlandı. Deneme kitabı Lacivert Yazılar 2007 yılında çıktı. Ayrıca yazarın “Lübyana’ya Bir Bilet” adlı bir öykü kitabı bulunuyor. Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni olan yazar Antalya’da yaşıyor.

{Eleştiri Haber, 16.11.2017}

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here