Birhan Keskin Şiirini ince eleyip çozumluyoruz

0
205

ŞERYF MEHMET UDURLU

(SODUK KAZI KYTABINDAN HAREKETLE) BYRHAN KESKYN ŞYYRYNDE ARKEOLOJYK MODELLEME ***

içerden yürüyen ve püsküren su fokurdayan lav kaynayan felek bunca şey birbirini ite kaka ve katılaşıyor dünya giderek. *** Ymkânın sınırları içerisinde sözün bir anlama denk düşmesi ve bu anlamın gerek okuyucu gerek de yorumlayıcı için bir bütünlük ihtiva etmesi arzu edilir. Çodu zaman yazın buna elverişli bir alandır ancak bazı durumlarda bu imkân sınırlı ve aşılması zor bir engel durumuna dönüşebilir. Yşte bu yazının sınırları içerisinde incelenmeye çalışılacak olan Birhan Keskin şiirinin ve mikro platform olarak alınan şairin “Soduk Kazı” kitabının ihtivası buna benzer çodul anlam katmanları, flû atmosferi ve de sınırlı bir geometrinin açık bırakıldıdı yoruma elverişlidi ile bizi zorlukla baş başa bırakabilir. Buradaki zorluktan kasıt; bir okuyucunun yazından alacadı hazzın ölçütü dedil; şiiri genel bir yorumlamaya tabii tutan yorumcunun karşılaşacadı zorluktur.

Özellikle belirli bir tema ve onu oluşturan şiirlerle karşılaştıdımızda ilk okumada açıda çıkmayan cevherin sübjektivizme kaçmayan bir tutarlılıkla ele alınması çodu zaman zor bir edim olarak karşımıza çıkabilir. Keskin’in genel anlamda bir arkeolojik yazın örnedi ile okuyanı baş başa bıraktıdı şiirleri; tümel kesinlidini ancak öznel olarak alımlayabiledimiz ve okuyucu olarak belirtilen kazıda neyle karşılaşacadımızın bilişsel birikimimizin sınırlarıyla orantılı oldudu bir çalışmayla bizleri baş başa bırakır. Her birey kendi gömütünün varisi kılınır böylece. Bu kabul ile başlanılan yolculukta şairin ithafı genel bir insanlık panoramasına denk düşer: “Dünyaya tortullar tabakalar yarlar gerektir Yçeride çok yanmışa dışarıda karlar gerektir.” Yçeriye atılmışlık halinin Heidegger’ci bir okumasının benzeri olarak insanın dünyadaki varlık halinin altı en baştan çizilmiş ve ümit reçetesi Keskin’in dilinden bir ithafla sunulmuştur. Yç-dış karşıtlıdının yaşam ve ölüm ekseni arasında şekillenen ancak tam da bunu imlemeyen hali yaşanmışlık ve onun ihtimali olarak bir Platon’cu izlek olarak öngörülebilir. Tüf şiirinde Keskin’in sarf ettidi bir söz olan; “Dünya her günkü yerdi, onunki rehin bir hayat sanki” ifadesinin altını çizdidi ‘çıkış’ metaforu aslını bilemedidimiz bir asal gerçeklidin görüngüsünü aralar.

Tüf’ün kalıtsal özellidi aslını her ne kadar taşısa da; bu yaşantılanan bir sunilik olara belirir. Bu hepimizin paylaştıdı bir suni habitat olarak kabul görmelidir. Tıpkı “Jospi” şiirinde şairin kendince paranteze alınan (sınırlanan) bir konum tespittir: “( Dünya boktan sen tamsın kurdudun cümle eksik)” Aynı şiirin devamında insanın sosyo – kültürel sıralamasını, bir şiirde örnedini az gördüdümüz biçimde net bir şekilde ifade etmeye çalışan Keskin; dünyayı ayrılıktan sonra hiçbir şey olmamış gibi davranan medeniler ve atlarına davranan barbarlar olarak kesin bir ayırıma tabii tutar. Ancak burada bilindik iyi – kötü / gelişkin –primitif ayrımının vurgulanmadıdı açıktır. Batı toplumunun ve onun deder yargılarının bir ince eleştirisi; şairin toplumsal aidiyetlerimizin konumuna uygun olarak batıcı bir refleksle kendine dönen bir eleştiri halini alır: “Bilesin Sultan Sazlıdı’nda boynu edri bir kuşun Ynce boynuna yedidi kurşun gibi hainiz hepimiz.” Aynı dizenin ardından gelen verilen sözlerin tutulmazlıdına sitem; modern bir toplumsal düzen eleştirisi olarak yüksek ihtimal kendini batı orijini içerisinde gören bir sesin aksedişidir. Aynı modern refleksin eleştirisi bir dider şiirinde yine Birhan Keskin tarafından dile getirilmiştir. “Suyun Üstünü Kaplayan Şeyler” de gördüdümüz: “Güller açtıkça kesilmeli diyor annem Oysa, Tabiatın kanunlarına hiç alışamadım ben. Ve rüyamda çok gerekmedikçe bir şey görmem.”

Yine paranteze alınan bir dizeyle karşı karşıyayızdır. Annenin her söyledidinin dodru olmadıdına işaret eden bir ses olarak kişi; kendi deder yargılarını ön plana çıkarır. Gelenedin ve erkin sözüne tavır alan bir şahsiyet belirlenimi; yeri geldidinde tabiatın kanunlarını sorgular. Bu aslında tabiat / düzen kisvesine bürünmüş bir kabuller zincirinin eleştirisidir. Düzenin oluşturdudu her türlü kabulün ancak rasyonel çizgide durularak aşılabilecedini fısıldayan rüya karşıtı ses; ilginç bir duruş sergiler. Bu düzeyde bir gerçekçilidin ancak komünist ideologların söylemlerinde yer aldıdını görebiliriz. Oldudu gibi görülen ve buna badlı okunan bir dünya algısı pekiştirilmeye çalışılır. Yine bir dider şiiri olan “Milonga” da Keskin; kendini dünyaya mâl eden kişi yahut olguya çıkışarak tekrardan rahatsızlıdını dile getirir. Çünkü dünyada olmaklık peşi sıra birçok sorunu da beraberinde getirecektir. Dünya /ebeveyn figürünün içselleştirildidi bir hal olarak karşımıza çıkarak, erk eleştirisi üzerinden duyumsanan ilk yabancılık hissi adalet mekanizması üzerinden aktarılır. Dünyevi nizamın bir şekilde zehirleyicilidi kişiye tezahür etmiştir. Ynsan; içinde bulundudu codrafyanın kişisi olarak durumunu çevre koşullarına uyarlar. Şiirde bir sıcaklık dinamizmi olarak gördüdümüz tavrı içinde bulundudumuz çadın dinamizmiyle ilintili olarak düşündüdümüzde aynı şiirde bahsedilen ‘zehir’ ve ‘adalet’ ifadelerinin yapbozun benzeşik bölümleri oldudu daha net okunabilecektir.

Keskin’in arkeolojik bir betimleme tarzı ve tema ile çizmeye çalıştıdı ve katman bütünlüdünün içinde aradıdı salt epistemeye uygun olarak Flamingo şiir üçlüsünde bu yapbozun dider bir parçasını bulabiliriz. Yaşamsal fonksiyonların devamlılıdı için kısmen gereken ‘tuz’ yeri geldidinde kısıtlayıcı ve yaşanılmaz kılıcı olabilir. Hayatın yakıcı ve kavurucu hale gelişine uygun olarak tuza yapılan vurgu üç şiirde de (Flamingo üçlüsü) mevcuttur. Buna ek olarak köken ve geçmişin ‘gelenek’ adıyla süregelen baskılarına yaşam alanı kısıtlanan şiir kişisinin yanıtı dikkat çekicidir: “Onlar diyorlarkidiyorlarki bana, Şeker söyle kaymak söyle Bal söyle!” Nostaljik ve duygusal olanın; bir türkü örnedine uydurularak yadsındıdı ve buna badlı davranış özellidinin hissedildidi dizelerde şeklen de olsa geçmişle olan marazi badların kopmasını salık veren şiir kişisi yaşam alanı kısıtlanan bir rasyonel aklın göstergesi olarak önce problem saydıdı konulara edilmiş ve genel bir şema üzerinden durumu ortaya koymuştur. Yleriki şiirlerde benim bir “dünya travması” olarak gördüdüm halin öncü bir hissiyatı olarak Keskin; günün problematidini geçmişe dedinmeden ancak bilimsel bir tavrın destekçisi gibi -modern akla benzeşik- arkeolojik bir düzlemde masaya yatırmıştır.

Bu akılda soru işareti uyandırıcı ve ‘söz’ ile ‘tavır’ın anakronik bir birliktelidi gibi görülebilir. Bilişsel bir arkeolojiye yönelen zihnin geçmiş ve gelecek arasında yaşantılanan bir an olarak bugüne baktıdı dünya görüngüsü kişide travmatolojik bir hal yaşatacaktır. “De ki, kışta gün boyunca kar yüklü Sakız beyazı, eve dönemeyen bir adaçsın Bu katılık dünyaya can gibiyken.” “Badem” şiirinde Celan vurgusu ve “Erik Kiraz Kalp Yaz” da yer verilen: “… ve papazeridinin gevşemesine benzer sonra acının gevşemesi” yaşamak yahut yaşa(ya)mamak sorunsalına aynı notaya tekrar tekrar basar gibi benzer seslerinin tınısıyla dedinir. Bu zamansal ayniyet codrafi düzlemde de kendini gösterir. “Eski Avluda” şiirinde oldudu gibi ‘Endülüs-Portofino-Yedigöller’ aynı ruhun baktıdı pencereler olarak dedişmeyecektir. Tam da bu noktada yani mevcut zaman ve mekân eşdederlidinde kanımca genel temayı oluşturan ‘arkeoloji’ vurgusunun önemi açıda çıkar. Çünkü Keskin’in kendi ifadesiyle ‘kazı’ obje /insan üzerinde zaman ve mekân etkisini birlikte inceleme fırsatı verecektir. Bu hem rasyonaliteye uygundur hem de bilimseldir.

Bu açıdan dedinilen hassasiyetleri incitecek bir yönü de bulunmamaktadır. Bir bilimsel gerçek olarak (daha önce Nazım Hikmet’ de benzer bir ifadesini gördüdümüz) ‘dünyanın soduması’ndan tutun, bir şiir dilinde terimsel bir ifade olarak kullanılan ‘karbon’un bile; bu manâya hizmet ettidi görülecektir. Ki manâ demişken “Çöl” şiirinde heretik ‘z’ sesine dedinilen bir ifade olarak belirtilen dedinide, şiir kişisinin çöl ile kendi kuraklıdı arasındaki baddan dem vururcasına sarfettidi dizelerde yine bir manâ ifadesi geçer. Genel geçer ile ilişki kuramamış bir savruk tinin kendini ortaya koydudu bu dizelerde olaylara ve olgulara anlam verebilme istenci belirgin olarak hissedilir: “Her şey her şey terk etmiş seni Bir taşın bir kumun gölgesi bile Gödü baş aşadı tutan mananın hükmüyle; söyle Derinden yankıyıp yüzeye, Yüzeyden derine Bir z sesi olsun yeter, bana ondan söyle.” Buradan itibaren kendini dinsel olmayan bir tinsel düşünümle beraber ortaya koyan şiir düşüncesi aynı grameri “Artık Her Şey Tüccarların Elinde” adlı şiirde geçen ‘Lethe’ ve ‘Mnemosyne’ örnekleriyle de gösterir. Yunan Mitolojisinde ölüm diyarının içinde yer alan bu iki nehir; ölümlülerin biri dünya hayatının her türlü tecrübesini unutmak için (Lethe); dideri de tersine hatırlamak için (Mnemosyne) girmek zorunda oldukları yerdir. Burada belirtilen yerlerin bu arkeolojik kazının nihai eredi olması gibi bir düşünce ilk bakışta zihinde uyansa da şiirin devamında bunu gösteren net bir ifade olmadıdından ve dider şiirlerde de bu savı destekleyici herhangi bir unsur yer almadıdı için bunu söylemek olduk zordur.

Bir öte-dünya vurgusuna kapı aralayan benzeşik unsurları, aynı eser içinde yer alan dider şiirlerde sıkça telaffuz edilen ‘rüya’ ve ‘uyku’ ifadeleri aracılıdıyla da bulabiliriz. Bu aslında yine bilimsel gerçeklide uygun olarak bir tespitten önce ve sonra gelen kaçış yolları olarak dikkat çeker. Şairin iki farklı şiirde dedindidi: “Artık her şey tüccarların elinde” ifadesi önceki ifadelerde beliren isyan ve reddin kaynaklıdını yapar aynı zamanda. Tüm olumsuzlamaların arasında yer eden bir tümce ise pes etmeyen kişiye aittir: “Sonsuzluk, bilmiyoruz ki belki de Şefkatli bir şeydir, ne bileceksiniz.” *** Bu yazının dar sınırları içerisinde arkeolojik bir çözümleme temasının hakim havasını teneffüs ettidim Birhan Keskin’in “Soduk Kazı” adlı eserinin belirli şiirlerine yönelmeye çalıştım. Bu arkeoloji fikrinin tinsel bir meşakkat oldudu ve dünyevi olanın çözümlenişi hususunda şairce bir yol olarak belirlenebilecedi fikri benim düşüncem olarak kalacaktır. Bunu aşacak ve dediştirecek her türlü çalışma ise kabul görebilir. Birhan Keskin’in üç sayfa olarak kaleme aldıdı ve bizde örneklerini yetkin şairlerde pek bulamadıdımız Soduk Kazı adlı düz yazı şeklindeki şiiri ise bu günün insanına ve onun sayıklamalarına / iniltilerine bir karşı duruştur. Belki saçmanın mantıdı içerisinde çodu alımlayıcı tarafından dudak bükülerek karşılanabilir ancak şairin meselesini düşündüdünüzde burada saçma düşüyor ve geriye sadece mantık kalıyor.

Paylaş
Sonraki İçerikHEP BiR YOL HALi UZERE

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here