Bir Öykü: Hayat Bir Otobüse Benzer | Selcan Göçmen

0
323

SELCAN GÖÇMEN

HAYAT BİR OTOBÜSE BENZER

 -Ve duraklardan ibarettir –                   

Gitmeniz gereken yerlere sizi ulaştırması için hep beklemek zorundasınızdır. Yolculuk boyunca tüm duraklara uğrarsınız. Kiminde uzun süreli; kiminde ise kısa süreli beklersiniz. Bu yolculukta her bir durağa ille uğramanız gerekmektedir. Bazen bir durağı kaçırabilirsiniz ama her kaçırdığınız durak için bir önceki duraktan yeniden başlarsınız. Çünkü yaşam bir bütündür ve hiçbir durağı atlayamazsınız. O da öyle yapıyordu. Hayat denen şu yolculukta ömrü hep beklemekle geçmişti. Bir otobüs durağındaydı ve gitmesi gereken o yerde, gelmesi gereken o otobüsü beklemişti. Hayat otobüsü, yaşamının tam merkezindeydi. Kendisiyle hesaplaştığı anlarda en sık yaptığı şey, hayatı boyunca beklediği durakları gözden geçirmekti. Bir eksik ya da bir hata mı arardı yolculuğunda bilinmez ama sık sık gözden geçirirdi. Kendi yolculuğunun başını hatırlamaya çalıştı. Çocukluğundan çıkıp ilk gençliğe doğru koştuğu zamanlardı. Durağa geldiğinde zaten otobüs gelmişti hiç beklemeden bindi. Yolculuk hızlı fakat yorucu ve kimi zaman da sarsıcıydı. Kimi duraklarda çok beklediği; kimi duraklara da zamanından önce vardığı olmuştu. Otobüsün zamanlamasının kendi kafasındaki zamanlamaya uymamasına üzülürdü. Böyle zamanlarda dikiz aynasından şoföre dik dik bakıp az söylenmemişti. Gerçi yolculuğun hakkını yememek lazımdı; çok eğlendiği, mutlu olduğu anlar da yok değildi. Yolculuğuna ait hafızasına kazınmış anılar da onu haklı çıkarırdı. Uyumadan önce ona masal anlatan bir babaanne -ki ilk arkadaşıydı- apartmanlarının arka bahçesi, dallarına tırmanıp oturmuş çocukluğu ile iri gövdeli bir iğde ağacı, bir hat boyunca özenle dikilmiş sarı güller, öğretmenine götürmek için kopardığı laleler, yemeye doyamadığı, çağladan kırılan dallar ve en sevdiği  beyaz papatyalar; yapraklarından seviyor, sevmiyor falı baktığı beyaz papatyaları…İnsan hep güzel anları hatırlamaya mı meyillidir?!

Bu bekleme anlarında bekleyişlerini çekilir kılmak için durakların hepsine birer isim verirdi:

MUTLULUK DURAĞI: Kimi zaman küçücük bekleme anlarından, kimi zaman da biraz daha uzunca anlardan oluşan duraklardandı. Bu durakta olmaktan keyif alırdı. Hava şartları ne olursa olsun bu durakta beklemek asla canını sıkmazdı. Burada beklemek bile çok eğlenceliydi. Duraksa bu da bir duraktı ama buradaki bekleyişinin bitmesini hiç istemezdi. Fakat ne yazık ki bir sonraki durağa götürecek otobüs bu duraktayken hep erkenden gelirdi. Buradaki bekleyişini uzatmak için bazen otobüse bilerek binmezdi, bilerek kaçırırdı ama ne kadar kalmak istese de ne kadar geciktirmeye çalışsa da bu zorunlu yolculuğun tek kuralı; ‘bir sonraki durağa muhakkak uğranacaktı.’  Bu yolculuğun her bir durağı kendi içinde bir zincirin halkası gibiydi. Tamam ama neden özellikle mutluluk durağındayken otobüs erkenden gelmek zorundaydı?!

HÜZÜN DURAĞI: Bu durak da mutluluk gibi kısa ve uzun bekleme anları ile ölçülebilirdi. Mutluluk durağı kadar eğlenceli coşturucu bir yanı olmasa da olgunlaştırıcı, ehlileştiren bir yanı vardı buranın. Kimi zaman zevk alırdı bu durakta olmaktan. Sükûnet bulurdu burada. Daima benliğine bir şeyler eklendiğini hissederdi burada beklerken. Gözleri buğulanırdı bu durakta ve hep hüzünlü mısralar bu durakta üşüşürdü aklına. En çok bu durakta kaleme kâğıda ihtiyacı olurdu. Ve en güzel cümleleri bu durakta kurardı. Bir keresinde durağın adını düşünmüştü; ‘hüzün, hazan ve  hazinle yakın akraba olabilir miydi?!’ diye. Aklının duvarlarına çarparak, gözlerinin önünde uçuşan, birbiriyle uyum halinde, birbiriyle kavga halinde; kâh dingin kâh savruk kelimeler…

ACI DURAĞI: Hayatının dönüm noktalarında bu duraktaydı. Ardında bırakması gerekiyordu çünkü yolculuk zorunlu devam ediyordu. İlk arkadaşını kaybedişi, beyaz bir kefen, düştüğü için kanayan dizleri, belli aralıklarla çıkan eli, kolu, çıkıkçı teyzenin onu yerine oturttuğu anda duyduğu o acı… Annesi ve annesinin özlemleri, kardeşinin kanayan kafası, dinmeyen sancıları, kendisinden çalınan zamanları… Aklının bir köşesine iğnelenmiş gibi duran başörtüsü, meydanlar, aşağılanmalar ve acının içinde yoğrulan kızlara, karanfil dağıtan temiz yüzlü, ‘üşüyen’  bir adamı… Acının büyümekle yakın bir ilgisi olmalıydı. Çünkü bu durakta büyüdüğünü hissederdi en çok. Bu durakta öğrendi ayağını yere vurarak her istediğini alamayacağını. Vazgeçmeyi de bildi bu durakta; inatla üstüne gitmeyi de…

AŞK DURAĞI: Hep kaçırırdı bu durağı, şimdiye kadar doğru yerde hiç inemedi. Çünkü asla zamanında butona basmayı becerememişti. Yolculuk boyunca kafasının içinde gölgeler, resimler, kelimeler, onu meşgul ederken gözünün önünden geçip giden bu çok önemli ve inilmesi gerekli durakta bir türlü inemedi. Korkuyor muydu ya da cesareti mi yoktu bilinmez. Kimi zaman aşk durağı diye yanlış duraklarda indiği olmuştu tabi; ama indiği duraklar yanlış olduğundan oralarda boşuna zaman kaybetmişti. Kendine çok içerlerdi; ‘insan aynı durağı milyon kez nasıl kaçırır?!’ diye. Ama kararlıydı bir gün kesinlikle zamanında butona basıp inecekti aşk durağında ve orada uzun uzun kalacaktı.

SABIR DURAĞI: Bu durak için ‘ömrümü yedi’ dese abartmış olmazdı. Aceleci bir mizacı, kabına sığmayan bir yanı vardı. Kafasında tasarladığı şeyler hemen olsun isterdi. Ama hayatın o sırada başka planları olurdu. Çok kızardı böyle anlarda, hemen küserdi. Kimi zaman hızını alamaz isyan ederdi. ‘neden her istediği anında olmazdı ki?!’ Bu durakta gerçekten çok bekledi. Ömrünün üçte ikisini bu durakta geçirdi. Hayatı boyunca bir matematikten bir de sabrı öğrenmekten hazzedemedi. Sabrın matematikle bir ilgisi olabilir miydi peki?! Artık bu duraktan gitmek istiyordu ama otobüs bir türlü gelmek bilmiyordu.

TEVEKKÜL DURAĞI: Bu gidilecek en son duraktı. Yolculuğun sonu. Bu durak sabır durağına çok yakındı hatta yürüme mesafesi kadardı. Ancak o mesafenin koşulları çetindi. Birkaç kez yara bere içinde vardığı olmuştu. Bu durağa yaklaştığı anlarda kendisi ile çok gurur duyardı. Kırık dökük bu hali ile artık yolculuğu tamamladığına kanaat getirdiğinde ise sert bir fırtına gerisin geri bir önceki durağa sürüklerdi bedenini. ‘Sorgulamayı bırak’  ‘Pişmeden gelme’ diye fısıldardı kulağına. Bir de ‘acele etme, sabret!’ diye tokat gibi çarpardı gerçekleri suratına. Bilirdi tevekküle giden yol sabrın tam üstünden geçerdi ama şu sabrı da tam hakkıyla bir güzel öğrenememişti. Aşk durağını kaçırması ve tevekküle de bir türlü varamaması; acaba aşkın da tevekkülle mi bir ilgisi vardı?! Kafasında bu düşünceler birbirini kovalarken otobüsün yaklaşmakta olduğunu gördü. Sanırım sıradaki durak ‘Umut Durağı’ydı. Bakalım orada ne kadar kalacaktı?

Başa dönecek olursak hayat bir yol ve yolculuk halidir. Hayat boyu gitmemiz gereken duraklara bizi taşıyacak o otobüsü bekleriz. Tabi bol bol beklerken içimizde beklentiler biriktiririz. Bu bekleyişleri çekilir kılacak en önemli şey ise her durağın kendine has bir güzelliği olduğunu bilmektir.

En uzun süre bekleyeceğimiz durakların ‘mutluluk, umut ve aşk durakları olması temennisi ile…

 

 {Eleştiri Haber, Şubat 2019}

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.