Bir Öykü: Aşktı Çünkü O | Kader Ozan

0
254

AŞKTI ÇÜNKÜ O

KADER OZAN

İlk akşamdan oturdukları masada giderek demlenen o derin sohbete devam ediyorlardı. “İyi ama…” dedi adam, “Kadın neden var?” Bu bir çıkışma sorusu değildi, bu bir yargılama sorusu da değildi. Yıllardır tamamıyla gideremediği bir düşünce susuzluğunun sebep olduğu o canlılığı, vücuduna katıp ferahlama isteğiydi; elindeki bardağı kavrayıp dudaklarına telâşla götürürken hep bunu düşünürdü.

Gülümsedi kadın: “Neden varım ben…”

“Ortak olacağım lokmanı sana sundum tabaklarla; yanına peçete, su, çatal, kaşık, tuz, baharat koymayı da ihmal etmeden hem de.”

Cümlesini bitirdiğinde hâlâ gülümsüyordu. “Hayır!” dedi adam. “Bu kadar basit değil, sunduğun cevap bardağıma damla bile olamaz, daha fazlasına ihtiyacım var.”

“Giyeceklerini temizledim.“ dedi kadın. “Ütüleyerek belli bir kolaylıkla seçmeni sağlamak için bir de düzen içinde dolabına yerleştirmeyi, sen onları giydiğinde sana bakıp ne kadar da hoş oldun deyip gülümseyip sana bir öpücük vermeyi de ihmal etmeden hem de” dedi,

“Ahh…” dedi adam, susuzluğunu giderememenin verdiği sabırsız bir isyanla “Biliyorsun aradığım cevabın bu olmadığını, beni anlıyorsun, neden benimle cümle oyunları oynuyorsun? Ve keyif alıyorsun bundan, görüyorum, gülümsüyorsun.“ dedi yalvarırcasına.

Kadın yine gülümsüyordu evet, sağ elini adamın sol elinin üzerine koydu, okşadı çok derin olmayan bir nefes aldı: “Çocuklar taşıdım sana, doğurdum sonra onları. Besledim kendi bedenimle. Büyüttüm ilgimle, yetiştirdim yüreğimle, üstelik onlara, senin onların varoluş sebebi olduğunu hatırlatmayı, yüreğini onlarla cennet kıldığını, nefes aldığın bu âlemde her nefesinde onları kalbinde, aklında sorumluluk bilincinde taşıdığını hatırlatmayı ihmâl etmeden” dedi, adamın sol elini sağ eliyle okşayıp gözlerine bakarken gülümsemeye devam ederek.

Çok kayıtsızdı; ama soğuktu gülümseyişler, yolda sevmediğin bir tanıdığına denk geldiğinde verdiğin selamdaki yapaylık gibiydi. Kızamıyordu, ama adam “Hiç yapmadığımız bir şey yapalım, bu son isteğim senden.” dediği için kadın oradaydı. Hepsi bu.

“Başka bir nedeni daha olmalı” dedi adam. Kendi kendine konuşurcasına; ama kadının can kulağıyla kendini dinlediğinden emin bir hâl ile. “Bu kadar işte.” dedi kadın, yakınma belirtmeden kısaca “Ahh…” deyip devam etti cümlesine:

“Seni ilgilendiren bu kadarıdır, ötesinde ne olduğunu hiç merak etmedin ki. Merak etmesen de sana sunarken ben, görmedin de üstelik. Gördüğünün farkında olmadın belki. Belki farkında olmanın ayırdına varmak gibi bir kaygın da olmadı bakarken. Kadın yaşamdı, sundum; görmedin. Kadın yaşama kaynaktı, soyunun devamına vesileydi, sevinçti, sürurdu kalbe. Güçlüydü kadın varoluşundan, aşktı çünkü o. Erkek gücü gibi değil ama. Kıran, bozan, bağıran, yıkan bir güç değil. Tamamıyla oluşturan bir güç. Değeri, sevgiyi, emeği oluşturan; gülümsemeyi anlamlı kılan, bir bakışta sayısız alemlere kapı açan güçtü. Görmedin, ama bakarken, farkında olmadın, uzaktaydın yıllarca. Masanın diğer ucunda kendi karanlığına kibrit yakmaya uğraşıyordun, bir kadehten sonra duble yaparken rakını. Yanında çatalının ucuyla aldığın mezenin yoğurdundaki beyaz renge bağlamıştın umudunu, emindin az daha dikkatle bakarsan o mezedeki yoğurdun beyazı aydınlatacaktı tüm karanlıkları. Kadın da umutluydu ama mezeden değil, hala adamdan. Kendine gelecekti, görecekti evindeki güzellikleri. Telafi edecekti tüm kayıp zamanları, lâkin… Acizdi, güçsüzdü adam. Yerinden kalkmaya çalışıp kalkamazken buna gücü yetmezken ama sesinin son şiddetiyle yanına gelen oğluna bağırırken bile… Güçsüzdü adam… Üzüldü kadın ona, gücünü paylaşmak istedi; elini uzattı. Seni götüreyim yatağına iyi değilsin, dedi; ama yerini bil, dedin ona, kadınsın, kadınlığını bil; her şeye karışma, erkeğin var senin burada! Tutmadı kadının uzattığı eli adam, sesindeki huzuru da istemedi. Sus lannn! diye bağırırken kadın fazlalıktı varoluşundan ona göre, işe yaramazdı. Kafa ütülemekti kadının yaptığı ya, ona da gerek yoktu; istemezdi. Yeterince ses duydum akşama kadar, uzatma, kes! ti. Uzatmadı, kesti, sustu kadın. Bu kez buzdolabı oldu kadın ona, üstelik içinde yiyecek bile saklayamazsın, o cinsinden işte, kullanışsız… Ama sus deyince susandı. Gel deyince gelen, otur deyince oturan, içi kırıklarla doluyken bile adama gülümseyebilen ve bunun için de hesaba çekilendi kadın. Adam, neden bu kadar iyisin lannn sen, diye suratına indirdiği tokatlara sessizce ağlarken adamı sabrıyla çıldırtandı kadın. Ağız tadıyla tokat bile attırmayan… Üstelik ertesi gün adam, bunların hiçbirini hatırlamazken, ona hatırlatma yapmayacak kadar da düşüncesizdi de.“ dedi ve sustu kadın.

Adam dizlerine kapanmış “Beni affet, n’olur affet…” diye ağlarken son bir direnişle “Yeter!” dedi kadın. “Yeter, yaşam gider; acıları kalır. Senden gittim, acılarımla kal…” Adamın ellerini yine tuttu; ama yapıştığı dizlerinden itmek için onları. Başını kaldırdı, kapıya yöneldi. Ne bir damla yaş düşürdü gözlerinden ne de bir kez dönüp ardında bıraktığı adama baktı, sitemle dahi olsa. Başı dik, sağlam adımlarla, gücünün gülümseyişiyle, geçmişinin tüm acılarını adama bırakarak yüreğinin gücüyle çıktı kapıdan.

{Eleştiri Haber, Şubat 2019}

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.