Bir Dergi Niçin Çıkar? | Mustafa Nurullah Celep | Dergilerde

0
736

Mustafa Nurullah Celep

Bir Dergi Niçin Çıkar?

Türkiye´de düşünce, kültür, sanat ve edebiyat dergilerinin varlık gerekçesi nedir, sorusu düşünce ve sanatın okuyucu kitlelerine aktarımı noktasında hayati derecede önem arz eden bir sorudur ve sorulması gerekir. Başlangıçtan bugüne dergicilik nasıl bir seyir takip etmiştir?den önce, dergilerin çıkış gerekçelerinin sorgulanması ve sağlam dayanaklara ulaşılması, düşünce ve sanatın sıhhatine giden yolu açacak, böylece dönemsel olan ile bireysel olan arasında sahici bağlantı noktaları bulunacak, çıkan her derginin zihnimizdeki anlamı netlik ve berraklık kazanacaktır. Bir dergi niçin çıkar? Dergicilik somut olarak sözel olanın duygu ve zihinde dönüştürülerek metinsel bir nitelik kazanması mıdır?

Bir dergi, Söz’ün yazıya aktarımı ve okuyucuya iletiminden mi ibarettir? Okuyucu dediğimiz kütle bu durumda aktarılan, yansıtılan düşünce notlarının pasif bir alıcısı konumunda olacaktır. Klasik iletişim teorilerinin ruhsal ve duygusal olandan arındırılmış şablonuyla “ruhu olmayan iskelet” benzeri tamtakır çıkışlarla ´dergiler çöplüğü´ne bir dergi daha eklemiş olursunuz. Ülke sathında yayın yapmış, ´kalıcı izli´ davranış değişikliğine sebebiyet vermiş uzun erimli birçok dergi, bir ruhtan hareketle bir ruhu kalkındırmak, bir ruhtan güç alarak bir ruhu olgunlaştırmak, millet hayatının tehlikeye düştüğü yerde tehlikenin içindeki hayatı görerek ruh onarıcı ve ruh üfleyici bir dinamizmle hal çaresi aramak, edebiyatın sorunlarını millet eksenli düşünerek bir halkın evladı olmanın verdiği sorumlulukla derinlikli düşünen kafalara geniş açılımlar sunmak, dirilik ve hayatiyet bahşeden somut zihinlerle çıkmazlara su serpmek için çıkar.

İşte çöküşün eşiğindeki Türkiye´nin içinde bulunduğu ve kalakaldığı çıkmaza çıkar yol bulmak endişesiyle ´bir dergi ateşle´nmiş, sath-ı müdafaa anlayışı ve refleksif düşüncelerle Batının sömürgeci-emperyal siyasetine karşı kültürel bir konumlanma arayışına gidilmiş, Batıyla karşılaşmanın şoke edici etkisiyle bilinçsiz bir Batı aktarmacılıdına gidildiği gibi değerler manzumesini referans noktası tayin eden bir kısım Türk entelektüeli de, savunmacı ve eleştirici düşünceyle yayınladığı, dergi bünyesinde topladığı yazar kadrosuyla ´kudemadan ruh alarak´, bir ruhtan hareketle kadim değerlerin savunuculuğunu yapmıştır. İki yol vardı Tanzimat aydının önünde:  Eski olanı bırakıp yeniye yönelerek kabullenmeci bir yaklaşımla Batı Aktarmacılığı ve Batı Taklitçiliği yapmak. Batının önerdiği ve sunduğu düşünüş ve yaşayış biçimini kabullenmek.

Egemen medeniyetin dairesinde dönen teknolojik bir alet olmak. Bütünün parçası ve tamamlayanı olmak. İstila edilmeye müsait bir toprak parçası haline gelmek. Veyahut keyfiyet noktai nazarında öz kaynaklarımıza yönelmek, değerler manzumesinin diriltici ruhuyla nefeslenmek. Doğuya, kendiliğimize, öze dönmek. Çıkmazın bilincine varmak için oluşturulan reçetelere üç tarzı siyaset dendi; Türkiye´nin içinde bulunduğu koşullar üç farklı siyaset anlayışını savunan bir kısım Türk entelektüeli nezdinde gerilimli bir süreci imliyordu. Batı karşısındaki yenilikçi tutum, kendi öz değerlerine güvenen bir aydın bilincine sahip değildi. Zihinlerdeki yarılma ve düşüncede açılan yara, bir özgüven kaybından kaynaklanıyordu. Batının ihtişamı karşısında eskiyi lanetlemek, zihinsel bir alışkanlıktı. Birinci Cihan Harbi´nde aldığımız epik yenilgi, dramatik bir etki bırakmıştı millet nazarında. Tanzimat´ta dergiler bir bocalayışın ürünü ve yayını olarak yer aldılar. İstiklal Harbi sonrası kurulan Yeni Rejimle dergicilik, egemen elitlerin desteğini alarak sistemin boşluklarını kapatan bir anlayışla sürdü, yaygınlık kazandı.

Cumhuriyet Döneminde zihinlerde en çok yer eden bir dergi olan Kadro ve Hareketi, Kemalizm´le Sosyalizm´i sentezleyen bir anlayışla ´sistem eleştirisi´ yapmak yerine Yeni Rejimin çoksesliliğinin somut bir delili ve demokratik sistemin gereği sayıldı.

Yazarın Notu:

Yaklaşık 5 yıl önce Türkiye edebiyat dergileri atlasına “ruh çağrısı” yaptığım bu yazının akabinde, edebiyat ortamında “Yeni Nesil Dergicilik” diyebileceğimiz birçok yayın etkinlik gösterdi, göstermeye devam ediyor. Değişen bir şey olmadı: “Ruhu olmayan iskelet” tutumuyla “dergiler mezarlığı”na yeni dergiler eklenmeye de devam ediyor. Değişmeyen-eski kafa bir dergicilik de işlemiyor Türkiye’de. Klasik formatta ve anlayışta yayınını sürdüren dergiler de bir elin iki üç parmağını geçmiyor. Ben eğer bir dergi ateşlenecekse kökü sağlam bir ruhla ve bir ruhtan hareket edilerek kurulup inşa edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bunun için düşünce ve edebiyat damarlarıyla bir derginin hareket sahası Millet olmalı diyorum. Millet merkezli bir dergicilikten yanayım. 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here