Bir Anadolu Tasavvuru: Alın Yazıları | Alpaslan Akdağ

0
398

ALPASLAN AKDAĞ

BİR ANADOLU TASAVVURU; ALIN YAZILARI

Sosyolog, insan ilişkilerini ve davranışlarını toplumsal yapı ve değişme çerçevesinde araştıran bilim adamıdır. Aileden başlayarak eğitim, hukuk, ekonomi, siyaset, din vb. kurumlardaki sosyal davranış örüntülerini inceler. Sosyal problemlerin ana kaynağını saptar ve bilimsel argümanlarla çözüm önerileri geliştirir. Rüstem Budak’ın Değirmen Yayınları Düşünce Dizisi’nden çıkan Alın Yazıları (*) adlı bu değerli çalışması, İnsan, Mekân ve Türkiye kavramları üzerinden yeni bir medeniyet tasavvurunu, dün, bugün ve yarın bileşkesi içerinde ufuk açısı bir hayli geniş bir perspektifle beğenilerimize sunan doyurucu yazılardan oluşmaktadır. Anlatılmak istenilen ve yer yer çözüm önerilerini de muhtevasında sunan yazıların, okuma, düşünme, anlama ve tanımlama ameliyesinin pratikleri olduğunu yazarın arka kapak tanıtım yazısından anlamak mümkün.

Dört ana başlıkta oluşan söz konusu kitapta alt başlıklarla birlikte hacimli ve kapsayıcı bir yapıt oluşturulmuştur. Bu alt başlıklar şunlardır; İnsan Deyince, Mekanın Düşüncesi, Hangi Türkiye? Yeni Bir Medeniyet Tasavvuruna Doğru. Dinin (İslam), bireysel ve kollektif kimlik oluşumlarındaki derinlikli rolüne özel bir vurgu yapılan kitapta; din, dil gibi kavramlarının toplumsal ve siyasal kimlik açısından temel bileşenler olduğuna dikkat çekilmiştir. Kimliği oluşturan bu iki temel öğenin biri diğerini tamamladığı sonucuna varılmış, birey veya toplumun dil ve din arasından birisini tercihe mecbur etmenin doğru olamayacağı tespit edilmiştir. Müslüman toplumlarda dile ve dine dayalı kimlik oluşumlarının vazgeçilmez bir değer olduğu ifade edilmiş, farklı inanç ve dünya görüşlerine mensup birey ve toplulukların da temel insan hakları çerçevesinde inanç ve kültürlerini özgürce yaşamalarının hukuki bir statüyle güvenceye kavuşturulmasının geç kalınmış bir zorunluluk olduğu belirlenmiştir…

Rüstem Budak

Kürt sorunu etrafında beliren ve kangren haline dönüşmüş var olagelen problemlerin toplumun tüm bileşenlerinin genel katılımıyla, ancak diyalog süreciyle çözümünün mümkün olacağı, halen varlığını sürdüren bıçak sırtı bir seyir izleyen çetrefil sorunlara şiddet dışı yeni çözüm yollarının bulunmasının elzemliğine vurgu yapılması açısından analizlerle zenginleştirilen yazılanlar büyük bir önem arz ediyor… Dinlerin ve Dillerin, vahyi, varoluşsal ve felsefi anlamlarının önemine değinilmiş; özüne uygun yorumuyla İslam dininin konunun varoluşsal hakikatine dair yaklaşımlarının adalet ve eşitlik ekseninde olduğu ortak kabule mazhar olmuştur. Tarih boyunca dinlerin, egemenlerin emrinde siyasal bir araç olarak kullanılmış olmasının neticesinde, dinin saf özünden uzaklaşılmış olduğuna dikkatler çekilmiş ve dinin (İslam) diriltici nefhasına ulaşılmak isteniyorsa eğer, Kur’an hakikatlerinin Müslümanlarca pratize edilmesi ve Peygamber pratiğinin esas alınması gerektiği vurgulanmıştır.

Büyük Devlet Operasyonu alt başlığında; Cumhuriyet Türkiye’sinde yüzyıla yakındır süren toplumsal çatışmaların temelinde, Kürtler başta olmak üzere diğer ulusal ve dini grupların (cemaatlerin) kimliklerine/kültürlerine/değerlerine yönelik asimilasyon ve imha politikalarının yer aldığı içtenlikle dile getirilmiş ve bu tür otoriter yaklaşımların çatışma ve ayrışmayı onulmaz bir şekilde gittikçe derinleştirdiğine dikkat çekilmiştir… Çok dinli ve çok etnisiteli toplumlarda herhangi bir grubun kimliğinin ana referans alınarak tanımlanmaması ve bütün kimlikleri anayasal güvenceye bağlayan yeni, eşitlikçi, kuşatıcı bir vatandaşlık tanımının yapılmasının, toplumsal uzlaşma ve kalıcı bir barış için kaçınılmaz olduğunun önemi vurgulanmış, dünyadaki benzer toplumların tecrübelerinden istifade edilerek çözümler üretilebileceği sonucuna varılmıştır. Türkiye’nin Büyük Barışı: Tehditler – İmkânlar alt başlığında; Cumhuriyet sonrası geliştirilen farklılıkları inkar politikalarında kimi dini değerlerin bir argüman olarak araçsallaştırılmasıyla yanıltılan toplumsal zihnin, eşitliğe dayalı bir perspektifle düzeltilmesinin, doğru dini anlayış açısından zorunlu olduğu vurgulanmıştır; gerçek zeminde dinin asla bir milletin varoluşsal haklılığına engel olacak bir yerde durmadığının altı kalın çizgilerle çizilmiştir.

Anadilde eğitimin tartışılmaz temel hak olarak görülmesinin gereği vurgulanmış; bu duruma paralel biçimde farklı dil, sembol ve kültürlerin devlet tarafından kamusal alanda geçerli hale getirilmesinin haklı bir talep olduğu vurgusu yapılmıştır. Cengiz Aytmatov’un “Gün Olur Asra Bedel” adlı ölümsüz eserinde anlatılan Mankurt İşkencesi hikayesini okumak ve bu ilkel/acımasız işkence yöntemin modern zamanlardaki ilkel egemen sistemler ile toplumu oluşturan bireyler arasındaki paradigmanın günümüz köleliğine evrilişi arasındaki benzerliğe dikkat çekmek, yazarın özgün kalemine büyük bir saygıyı beraberinde getiriyor. Beni en çok etkileyen konu başlığının ise “Şehire Reddiye” adlı yazısı, okuyucuyu milenyum çağının şehirli/ışıltılı/sanal dünyasına tereddütle yaklaşmaya/edilmeye çağırması ve gün geçtikçe dezenformasyona uğrayan düşünce/algı dünyamızdaki yanıtlanması gereken yeni soru işaretleri uyandırması açısından bir hayli sürükleyici olduğunu itiraf etmem gerekiyor. Rüstem Budak, kendi alınyazısı üzerinden okuyucunun inceleme/değerlendirmesine sunduğu Türkiye’nin kuruluş ve yaşayışıyla birlikte, sosyal siyasal ve kültürel anlamda yakın gelecekteki olası hallerine dair ön sezilerinin kritiği/mahsulü olan emek yoğun yazdıklarıyla, ünlü Sosyolog Cemil Meriç’in şu kadim sözünü bizlere hatırlatır gibidir; ”Kelam insanın haysiyetidir…”

(*) Rüstem Budak, Alın Yazıları, Değirmen Yay., 2013, Sakarya.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here