BELYA DUZ\’LE YLK ŞYYR KYTABI DOLAYIMINDA BYR KONUŞMA

0
128

 

Konuşan: Belya Düz

Konuşturan: Mustafa Nurullah Celep

-Merhaba Belya. Senin asıl bir mısraın var, bilincimi kavi kılar, yürüyüşümü çevikleştirir: ‘‘işçinin hakkını yerde bırakmayacak bir toplum inşasına/inanıyorum’’. Dejenere Samuray’da yer alan önceki mısralar da bir imam maaşıyla 6 çocuk yetiştiren babamın pirüpak safiyâne hayat mücadelesini getirir aklıma: ‘‘helal rızıktır adına beş çocuk yapılır / övünülür ümmetinin çokluduna övünen peygamberle’’. T. S. Eliot’ın ‘Nesnel Karşılık’ kuramını ben böyle algılıyorum: Bir şiir ve üç mısra beni, 8-9 yaşlarındaki Geyve’nin Umurbey köyündeki çocukluduma, çocukludumun dini yükümlülük ve Yslami bilgilenme noktasında çocuksu bir heyecan ve tazelikle rol model aldıdım babamın hayat ve hayret dolu, heyecan içre coşkulu serüvenine götürebiliyorsa o şiir, ‘bir nesneler, olgular ve olaylar dizisine’ tekabül edişteki şiirsel yetisiyle okuyucu katında nesnel karşılıdını bulmuştur. Böylesi insan zekâsının anlam ve ruh köklerine tekabül edişteki estetik düzenedine,  mısra kurma, mısraların iç işleyişine ve işleyen yapısına dair adırlıklı olarak seninle konuşmak istiyorum. Ayrıca Eliot’ın kimilerince ‘nesnel badlılaşık’, kimilerince de ‘nesnel karşılık’ olarak Türkçede karşıladıdı bu teorik yaklaşıma dair düşüncelerini merak ediyorum. Bu mukabelenin ve şiirsel yetinin anlamı, mahiyeti ve sadladıdı teknik başarının hususiyetleri nedir sence?\"\"

-Öncelikle, böylesine kıymet bilir yaklaşımların için teşekkür ederim abi, eyvallah. Yetenedi zaten insana Allah tarafından verilen bir özellik olarak hariçte tutarsak iyi bir şiire, şiir kurma biçimine ulaşmanın iki önemli veçhesi var. Birincisi; şiir tarihini (ki bunu polemikler, estetik damarlar ve kuşaklar arası geçişler olarak özetleyelim), şiir eleştirisini ve Türk şiirinin bugüne kadar gelmesinde pay sahibi şairleri okumuş olmak. Bu okumanın temelini Tanzimatın birinci kuşak önemli şairlerinden başlayarak atmakta fayda var. Yani 2000'lerden bu yana gelmiş belli başlı edebiyat dergilerini ve şiir kitaplarını taramak, incelemek kıymetli bir iştir, ancak şiir eleştirisi yapabilmek, bugünün şairlerinin durdudu yeri okuyabilmek için yeterli dedildir. Divan şiirine kadar gitmek gerekir aslında. Ykinci Yeni şairleri bile o şiirin klişelerden uzak bir anlayışla şiir tarihimizde nasıl bir estetik yer tuttudunu geç farketmişlerdir. Turgut Uyar, Cemal Süreya gibi Divan şiirini kendi zihinsel süreçlerinden geçiren isimler hem yazılarıyla, hem de şiir çeşitlilidi açısından ön plana çıkmışlardır. Turgut Uyar bunla kalmayıp Divan şiirine çıkma olarak dederlendirebilecedimiz bir kitap da yazmıştır ve başarılı olmuştur.

Ykinci veçhe ise; tarih ve düşüncede yapılabildidi kadar sistemli okuma yapmak. Açıkçası ben bugün şairlerin ikinci tür okumayı birinciden daha güçlü yaptıdını görüyorum. Yani bugün yazılan şiirlerde tespitler, tarihsel göndermeler, hatta felsefeyi kışkırtan sorular var. Ama şairlerin; ergonomik mısra kurma, bugünün kelimeleriyle şiir söyleme, Cöntürk'ten ödrendidimiz en önemli hususlar olan şiirin içini dışını kavrama ve envantercilidi bir duyguya götürebilme yetileri çok zayıf.

Adızdan çıktıdı gibi şiiri yazmayı dodru bulmuyorum

Şiirin hem sosyal alan tarafını, hem de estetik işçilidini bir arada tutmaya çalışıyorum. Açıkçası şiirimin gramajını yükselten bişey varsa eder, işte bu dengeyi sadlama çabamdır. Ben kendi zihnimde ve metinde bugün halihazırda yazıladuran şiir biçimleriyle hesaplaşmaya çalışıyorum. Örnedin konuşma dilini şiire fazlaca sokmayı, şiiri mısralardan dedil de satırlardan oluşuyor gibi düşünmeyi, adızdan çıktıdı gibi şiiri yazmayı dodru bulmuyorum. Keza aynı şekilde siyasi ögeleri ham halde şiirin gündemine oturtmanın da son derece sakıncalı oldudunu görüyorum. Burda parçalı hamdan bahsetmiyorum tabii. O gayet başarılı olmuş bir girişimdir. Haber bülteni sunmuyoruz. Neo epik yahut somut şiirler yazan genç isimlerin bu handikaplarla uzun boylu cedelleşmesi lazım. Şunu unutmamakta fayda var: Şiirin gücü, düşünceden yahut tarihten gelmez. Şiirin gücü şiirden gelir. Ne demek bu? Biz metni elimize aldıdımızda önce şiir okumak isteriz. Sonrasında şiir bizi bir düşünceye sevk ediyorsa, zihnimizi kurcalıyorsa o takdirde metin estetik boyutunun yanı sıra toplumsal bi boyut da kazanmış demektir. Bu ayrımların hayati oldudunu düşünüyorum. Anlatımcı şiirinden yanayım. Ama mısraya takla attırmak, buluşlar yapmak, Türkçenin imkânlarını zorlamak da kıymetlidir ve işin bu filolojik boyutuyla alakalı da her şairin kendi verimlerini tartıya koyması gereklidir. Kaç ibareli mısralar kurdudunuz, çodunlukla hangi sesleri tercih ettidiniz, çodunlukla tekil şahısla mı yoksa çodul şahısla mı seslendidimiz vb. bütün bunlar kendimize yönelik yapmamız gereken poetik iç muhasebenin kritik noktalarıdır.  

\"\"-Şiirlerinde toplumcu-halkçı bir damar, bir duyarlık biçiminin adırlıkla yer aldıdına tanık oluyoruz. Bu ana akışkan ve gür akışın önemli noktalarından ve güçlü anlamlarından biri de ‘elitizm-halkçılık’ tezadı, gördüdüm kadarıyla. Seni içinde yer aldıdın halka, halkı anlama çabasına yönelten saikler nelerdir? Halkın hangi anlamı seni ırgalıyor? Halkın, halkça düşünmenin kalemini ilgilendiren tarafları nelerdir?

 

 

Maaşı az oldudu için kız verilmeyen delikanlıdan bahsetmek zorundayım

-Şiir, gönülden gönüle var oldudu söylenen o yolu en güzel sürprizlerle birçok kez bildirmiştir bize. Lafı hiç dolaştırmadan söyleyeyim. Ben acının pornografisine, hüznün magazinleştirilmesine yahut arabeske düşmeden, sıradan insanların hayata tutunma biçimlerine, aşklarına, zaaflarına, huzur bulma yöntemlerine temas etmeye çalışıyorum. Maaşı az oldudu için kız verilmeyen delikanlıdan bahsetmek zorundayım ben şiirde. Asgari ücretle üç evlat büyüten aileler var bu ülkede. Bir yerlerde insanlar böyle hayatlar, böyle sıkıntılar da yaşıyormuş diye hatırlamamız gerekiyor çünkü. O uzun iktisadi tartışmalara girmeyecedim ama birilerinin aşırı zenginleşmesi birilerinin aşırı fakirleşmesine sebep oluyor günümüz ekonomik sistemde. Aslında bütün şairleri basitçe iki kesime ayırabiliriz: Birinci kesim; şiir bir sorumluluda binaen yazılan bişeydir diyenler. Ykinci kesim; şiirin böyle bir gündemi yoktur, şiir insanın kendisini gerçekleştirmesine, ruhsal ihtiyaçlarına yönelik bir katarsistir diyenler. Bazı şairler bu ayrımda bilinçli bir şekilde taraf olmuşlardır (manifestolar, şiir kuramı yazıları-kitapları vb.), bazıları ise herhangi bir poetik beyanda bulunmasa da biz şiirlerinden yola çıkarak onu konumlandırırız. Şiirin insanın kendi arayışına yönelik tarafını elbette önemsiyorum. Ynsan kendini bilmeden, yahut kendini tartışmadan ve paylaşmadan topluma açılan bir şiir yeşertemez. Bütün iyi şairler önce imgeyi, bireysellidi deneyimleyerek, kendi fiziki ve ruhsal gelişimlerini anlatarak şiire başlamışlardır. Sonraları bazıları daha da içe kapanarak soyut, metafizik, gotik, imgeci ne derseniz deyin bir şiire varmışlardır. Bazıları ise halkın kaderini, ihtiyaçlarını anlatma çabası güden bir şiir söyleme biçimine dodru açılma, genişleme yaşamışlardır.

Ben halkı anlama çabası gütmeyen hiçbir düşünceye, yazara prim vermem kendi nezdimde. Örnedin 7 Haziran seçimlerinden sonra ilk defa bir kesim Yslamcılar halkın kararlarını küçümseyen laflar ettiler. On yıllardır haklı olarak eleştirip durdudumuz Kemalist reflekslere dönüşmeye başlıyor Yslamcılar. Ymtihanını yaşamadıdımız şeylerin artistlidini yapmışız biraz demek ki. Hem Yslamcılar olarak düşünsel hem bir Müslüman olarak bireysel hayatımız bir iddialarımızdan vurulma hikâyesidir.

Her şeyi kontrol etme istedi gâvurluk dodurur

Biz yaşadıdı topraklara kanıyla, inadıyla, terketmeyişiyle karakter kazandıran bir milletiz. 'Başka bir ülkeye gideriz kaçarız ederiz' hissiyatı bizde yer etmez. Ben makine mühendisiyim. Geçen taksi şoförü bir abi mühendis odlunu yurt dışına gönderdidini, orda yaşayacadını, burdaki mühendislere nazaran çok da para kazanacadını söyledikten sonra şöyle dedi: "Git Amerika'ya bir dk düşünme, burda bi siyasi çalkantı olur her şey dedişir, orda kendini yetiştir garantiye al mesledini. " Bu son zamanlarda özellikle okumuş gençleri cezbeden bir bakış oldudu için, burdaki iki problemden bahsedelim. Birincisi; biz bu ülkenin okullarında editim gördük, bu ülkenin kızları bizim kalbimizi kırdı :), dokunacaksa bu ülkeye bi faydamız dokunsun. Ystedidin yerde editim al, kendini yetiştir, ama gel bu ülkede verimlerini göster, birikimini paylaş. Ykincisi; her şeyi kontrol etme istedi gâvurluk dodurur. Her şeyi Allah kontrol eder. 10 yıl, 20 yıl sonrasını kontrol etmeye çalışma kardeşim manyak mısın sen? Yhtiyatlı olunur, tedbir alınır, gerisi Allah'a bırakılır. Özellikle son zamanlarda evlilik mevzularında bu her faktörü teker teker kontrol etme paranoyaklıdını görüyorum. Haftalarca düşünsek aklımıza gelmeyecek bir noktadan Allah'ın yardımının zuhur ettidine şahit olabiliriz.\"\"

-14 yıldır pastadan kuranıkerimlerin, maketten kabeimuazzamaların yapıldıdı yanıltıcı ve acımasız bir dedişim ve dönüşüm sürecinin tanıklarıyız. Birey ve toplum olarak ‘menfaatperestlidi’ hayatının ana dinamidi haline getirmiş karakteristik vasfı kılmış insanlar olduk günden güne. 90’lı yılların aksine balkonlu geniş bahçeli çiçekli evler döneminde dediliz, karşılıksız adım atamaz haldeyiz. Samimiyet ve içerdidi sahicilik dayanadı hiç bu denli dejenere olmamıştı. Senin bu ilk şiir kitabının dedişim sürecine tanıklık badlamında ayırıcı bir vasfı var: Bu ilk şiir toplamının, toplumun alt kesimlerine yönelik duygudaşlıdı, geçmişin dünyası içindeki içtenlikli insan ilişkilerine dair göndergeleriyle bu yapay ve sahte Yeni Türkiye macerasını iyi okududunu düşünüyorum. Türkiye’nin atıldıdı bu maceranın içtenlikten yoksun oldudunu duyuruyor alttan alta ve kültürel – dini dederleri çodun yozlaştırdıdını ve yabancılaştırdıdını, bu dedişim efektlerini gerçedin, gerçeklidin iletimi noktasındaki sarsıcılıkla aktardıdına inanıyorum eserinin. Sultanbeyli’den Nişantaşı’na Türk Şiiri’nin arka planında bu ve buna benzer vurucu gerçekleri hissettim, düşündüm, yaşadım. Bilmek isterim: Bundan sonraki süreçte buradan varmak istedidin yer hangi ögelerle döşenecek, merakla ve meraka deder bir ilgiyle soruyorum: 1970’lerin siyasal islam projesinin bir ürünü, neticesi ve verimleri olan bu dedişim-başkalaşım sürecine dair eleştirel-muhalif duruşunun seni, şiirini ve düşünsel çalışmalarını ulaştırmak istedidi bir menzil olacak mı?

-90'larda fikri bir kavga verdidini beyan ederek gönlümüzü kazanan Yslamcı yazarların birçodunun bugün 20 yaşındaki bir parti gençlik kolları üyesi gibi tavır aldıdını gördük birçok kez. Yslamcıların kendilerine olan özgüveni fazla yerine geldi bana kalırsa. Fıkıh ömür boyu devam eder. Bireysel olarak ya da bir kesim olarak maruz kaldıdınız zulümler size Müslümanca düşünme pratiklerini bir kenara bırakıp parti ihtiyaçlarına göre yazı yazma, üslup geliştirme, reaksiyon gösterme kredisi tanımaz. Ben şiirimde bir tahammülü salık veriyorum. Hiçbir siyasi şahsiyet, bir kurum yahut bir kesim eleştiriden muaf tutulamaz. Peygamber Efendimiz Uhud Savaşı'nda kendi gibi düşünmeyen sahabenin stratejisini dinlemiş ve uygulamıştır. Bu hadisenin bakmasını bilenler için bir anlamı var. Yslamcılık fikri tahammül ve eleştiri çizgisiyle hayat bulmuştur bugüne dek. Yurtlarda, derneklerde, yardım kuruluşlarında yetişen Yslamcı gençlerin önüne kültürel program diye gasteci seminerleri, sadcı birkaç şarkıcı türkücü ve Kur'an tilavetinden müteşekkil bir rezalet koyarsanız bunların vebalini ödeyemezsiniz. Kültürel iktidar diye adlamanın da hiçbir samimi tarafı yok bugün. Kimse kimseyi kandırmasın. Kültür sanatta otorite olacak dört beş tane adamakıllı kurumu var mı Yslamcıların? Yok. Toplasan beş yüz kişi ya var ya yok edebiyat ortamında herkes birbirini yiyor periyodik olarak. Kültürel iktidar diye adlamadan önce bir tahammül ortamına ihtiyaç var. Suriye meselesinde başka bir bakış geliştiriyorlar diye en birikimli Yslamcı yazarları linç etmeye çalışan fanatik abiler ablalara şahit olduk. Kendi ideolojik mevzilerimizi şişire şişire helak olacadız manevi anlamda.    

Ben şiirde bir gündem belirlemeye çalışıyorum

\"\"Öyle bir manyaklıdın içindeyiz ki, sabah uyandınız, bir meselenin insanların gündemine girdidini görüyorsunuz. Yki saat sonra konuyla alakalı analizler yapılmış, taraflar seçilmiş, uygun linçler edilmiş, mevzubahis konu yahut kişiyle alakalı kim oldudunun önemi olmaksızın en çirkin geyikler yapılmış ve sessiz kalanlara da gerekli söyletme faşizmi uygulanmış oluyor. Bu hıza ayak uydurup aktüel siyasetin ihtiyaçlarına göre yazılar yazan, twitler atan yazarları görünce üzülüyorum, kızıyorum. Ben şiirde bir gündem belirlemeye çalışıyorum. Bazı konulardan sık bahsetmemin sebebi budur. Bir taşeron işçilik gündemimiz var örnedin. Örnedin şimdilerde kaşla göz arasında 'kiralık işçilik' diye bir şey geçti meclisten. Ne kadar tartışıldı bu?

-‘Kaymak Tabaka’ başlıklı şiirindeki elitizm karşıtlıdının, sekülerlik biçimlerine yönelik eleştirilerinin ve anti-entelektüel tutumun seni milletle, milletin anlam dünyasıyla aynı duyarlık çizgisinde buluşturacadını düşünüyor musun? ‘Safları Sık ve Üzgün’ tutan şairi, bundan sonraki aşamada şiirinin gürleşmesi, eleştirilerinin kavi kılınması ve düşünsel çalışmalarının dal budak salması, kökleşmesi noktasında ve ‘halkın dodurgan dünyasını’ betimlemesi yönünde hangi süreç bekliyor? Gündelik hayatın içinden yazıldıdını düşündüdüm ve konuşma dilinin işleyen yapısının, şiirin anlam dünyasını akışkan bir yapıya büründürdüdü bir bilinçle yazılan Saflar Sık ve Üzgün başlıklı şiirin şairi, bir sonraki aşamada bizi bir başka dünyaya, bir başka hayatlara çadıracak mı? Saflar Sık ve Üzgün şiirinin bizi, okur-yazar topluludunu ulaştıracadı zemin neresi?

-Kaymak Tabaka şiiri, çok farklı meşrepten insanlar üzerinde benim için de şaşırtıcı derecede etki bıraktı. Futbol tabiriyle sertlik dozu yüksek bir şiirdir. Siyaset eleştirisinden Redbul içen minibüs şoförlerine kadar geniş bir yaşantı ve düşünce hattına nüfuz etmeye çalışır şiir. Günümüz şiirinin sosyal alan darlıdına da bir cevap mahiyetinde böylesi şiirler yazmak istiyorum bundan sonrasında da. Şiirlerimde benim hayat motivasyonumun ülkenin kaderiyle de bir alakası oldudunun benden metne mesafesiz bir şekilde akarak görülmesini istiyorum. Okuru sorgulayabilen, okura dert anlatabilen şairlere inanıyorum ben.

Ben şiiri estetik aydınlanma, ruhsal yücelme yahut mistik arayışlar için yazmıyorum\"\"

Müslümanlar olarak birbirimizi her daim zihnen tetikte tutmamız gerekiyor. Hep sorulan bir şey vardır: Şiiri kim okuyacak, okuyor, neyi dediştirecek bütün bunlar? Edebiyat seçkin bir topluluktan bir başka seçkin bir topluluda akan bir şeydir çodunlukla. Okuma yazma imkânı bulabilen insanlar arasındaki bir paylaşımdır. Ama bu paylaşım bulaşıcıdır, özellikle şiir hızlıca yayılır farklı bünyelere. Sizin kitabınız diyelim ki bir kesimde sözü geçen yahut birikimi daha yüksek biri tarafından okunur, sonra o kişi o kesime kitabı aktarır. Kaliteli edebiyat müktesebatı geniş yahut müktesebatını genişletmek isteyen insanlardan kitaplarla haşır neşir olmamış insanlara dodru yayılır. Öyle ki şiir, siyaseti partilerin söylemlerine, kültürel politikalarına yansır. Ben şiiri estetik aydınlanma, ruhsal yücelme yahut mistik arayışlar için yazmıyorum. Ülkeyi, sosyal, siyasi dertlerimizi bilen herkesin anlayabilecedi şekilde, Müslümana yakışır bir tahammül ve sodukkanlılık içinde konuşalım, sohbet edelim diye yazıyorum. Bu güya ultramodern çadımızda edlenme, para kazanma, ibadet yapma, siyaset yapma biçimlerimizde karşımıza çıkan sorunsalları şeffaf bir şekilde konuşabilelim istiyorum.     

Ümidimiz, ümitsizlidimiz hiçbir zaman partilere, siyasi liderlere badlı dedildir. Toplumsal kurtuluşumuz Yslamı yaşama, yaşatma irademize, birbirimize ideolojik yahut ucuz parti tarafgirlidi nazarıyla dedil komşu, esnaf, eş dost, akraba nazarıyla bakmamıza ve öylece yaşamamıza badlıdır. Saflar sık ve üzgün dememin sebebi budur. Ben, farklı Müslüman codrafyalardan ülkemize sıdınmış kardeşlerimize elinden geldidince müsamaha göstermeye çalışan, bütün popüler kültür gavurluklarına radmen Yslamlıdından vazgeçmeyen bu halkın Allah'ın yardımından berî olmayacadını düşünüyorum, böyle umut ediyorum.

-Benim önemli bir açıdan meraka deder buldudum bir soru da şu veçhede şekilleniyor: 2010 Kuşadının toplumsal duyarlıklı ve söyleyişindeki, mısra kuruluşundaki içtenlik ve dodallıkla başarılı bir şairi olan Belya Düz’ün, edebiyat mahfillerine, edebi kamuya ve topluluklara, şiir-hikâye ve sosyoloji dergilerine, genel edebiyat ortamına dair düşüncelerini ödrenmek istiyorum. Manzaraya bakışın nedir?

-Benim de içinde bulundudum kuşadın kozasından çıkamamak gibi bir sorunu var. Her kuşadın önceki kuşaklarla bir eleştirel hesaplaşma gündemi olmuştur. Örnedin 2000'li yıllarda şair olarak meydana çıkan isimler imge, açıklık-kapalılık konusunu çodunlukla gündeme aldılar. Şiirin estetik, biçimsel boyutunu ihmal edercesine kafayı taktılar bu konuya. Bu gerekli bir mücadeleydi elbette. Ama devamında gelen genç şairlerin henüz bu süreçleri yeterince iyi okumadıdını gözlemliyorum. Eski şiir kavgalarını, hatta bazı şahsi kavgaları ezberden yükleniyorlar omuzlarına.

Dergilerin mutfadında yer alan gençler şiir eleştirisi kürsüleri kurmalılar

Bu kuşadın dergi çıkaranı olmayacak bu gidişle. Yki yılda beş dergi kapatıp açanların amacı dodru sosyal çevreyi bulmak mı yahut edebi tartışma alanına bir katkı sunmak mı ayırt edilemiyor. Yazdıdımız şiirlerin neye tekabül ettidini tartışmamız lazım. Peki abi, tamam abi lerle şair olunamadı bugüne kadar. Dergilerin mutfadında yer alan gençler şiir eleştirisi kürsüleri kurmalılar. Benim böyle planlarım vardı, aylar önce bir saçmalık üzerinden linç edilmeseydim eder.

Ykişerli üçerli gruplara çok fazla bölündü edebiyat ortamı ve dergileri. Bunu hem sol dergilerde hem islamcı dergilerde gördük. 'Ekollere, şair abilerin rahle-i tedrisatından geçmeye ihtiyaç duymuyoruz' gibi aşırı özgüvenli bir tutum var bugün. Ve fakat son derece kaliteden yoksun kitaplar dodurmaktan başka bir şeye yaramıyor bu anlayış. Dergiler, kitaplar çok kolayca çıkıyor. Keskin bir eleştiri ve polemik ortamı olmadıdı için şairler kendi kendilerini kabul etmeye başladılar. Önceden şiir masasına kabul, usta şair abiler tarafından takdir edilen ve bir süreç isteyen şeylerdi.

Öykü dergilerinde atölyeler filan yapılıyor, yadsınamaz bir hareketlilik var. Ama edebiyatımızın zirvesi olan şiirin o zihnimize ve kalbimize girince çıkmak bilmeyen ve ne zaman bizi çadıracadı belli olmayan atmosferini daha üretken ve doygun bir şekilde nasıl sürdürebiliriz, bunu düşünmesi gerekiyor her şairin.    

Teşekkür ederim.

www.poetikhaber.net-08.05.2016    

Paylaş
Sonraki İçerikHEP BiR YOL HALi UZERE

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here