Behçet Ulaş Alıcıoğlu’nun “Güzel Susuşların Adamı” Adlı İlk Hikâye Kitabı Üzerine Selcan Göçmen Yazdı…

0
220

SELCAN GÖÇMEN

BEHÇET ULAŞ ALICIOĞLU’NUN “GÜZEL SUSUŞLARIN ADAMI” ADLI İLK HİKÂYE KİTABI ÜZERİNE DEĞİNİLER

‘Bak bu süzülen damla gibi hayat… Süzülürken arkanda bıraktığın izler kadar kalıyorsun dünyada…’

Kitap, kapak resminden başlayarak son sayfasına kadar hikâyelerinin her birinden güldür güldür yalnızlığın çağladığı bir eserdir. Doksan üç sayfa ve on küçük hikâyeden oluşan ‘Güzel Susuşların Adamı’ bizi yoğun bir yalnızlığın derinliklerinde gezdirirken; altmış birinci sayfadan itibaren daha bir gözlemci, daha bir dışarıdan bakan tutumu ile yalnızlığın kıyılarına doğru çekmektedir. Yazarın açık, anlaşılır ve akıcı bir üslupla anlattığı hikayeler, kitabın bir solukta okunmasını sağlamaktadır. ‘Güzel Susuşların Adamı’nı okurken yalnızca okumakla kalmayıp, sayfalar arasında hikâyeden hikâyeye geçerken okurun üstünde adeta ‘yaşanmışlığın’ izleri kalmaktadır. Bu eser aynı zamanda yazarın ilk ürünüdür. Kimi zaman hüzünlendiren, kimi zaman düşündüren kimi zaman da okuru hafifçe gerip merakta bırakan bu hikâyelere kısaca bir değinecek olursak;

İlk hikâye, kitaba adını veren hikâyedir, aynı zamanda da İlhami Çiçek’e atfedilmiştir. Bu ilk hikâyede yazar, tasvirlerle okura görsel bir şölen sunarken; yaptığı benzetmelerle de hayal dünyasındaki yansımasına şapka çıkarttırmaktadır. Bir çırağın gözünden, bir çay ocağı, Ahmet Hamdi Efendinin genel ahlak ve karakteri, onun Hz. Meryem’in suskunluğuna benzettiği susuşları ile okuru selamlarken; ‘bir çiçekti İlhami…’ diyerek Merhum İlhami Çiçek’e el sallayıp, hikâyeyi bitirmektedir.

İkinci hikâye ‘Suyun Oğlu Musa’nın burun kemiklerini sızlatan hikâyesidir. Okur, bu hikâyeyi okurken hüznün, boğazda düğümlendiğini rahatlıkla hissedecektir. Üç kısımdan oluşan hikâye, Musa’nın gözünden, fakirlik, yetimlik, terk edilmişlik ve yalnızlık gibi hayattan gerçekçi örnekleri çarpıcı bir şekilde anlatmaktadır.

Üçüncü hikâyeye geldiğimizde, beyninde büyümekte olan bir urla, yalnız bir hastanın gözlemlediği acılı hasta ve hasta yakınlarının portreleri çıkar karşımıza. Hastane koridorlarından taşan bu insan manzaraları ile yazar, hayatta aslolanın ‘ne olduğu’ konusunda okuru vicdanı ile baş başa bırakır.

Dördüncü hikâye, 1.tekil şahıs 2.tekil şahıs ve 3.tekil şahıslardan oluşan ilginç bir anlatımla olayları önümüze sererken soru işareti ile hikâyeyi nihayete erdirir.

Ve ben gittikçe daha fazla yalnızlaşıyorum. Hafızam kum saati gibi beynimden akıyor. Biliyor musun önce isimleri unuttum, sonra yüzleri.’ Bu cümleler, ‘Yaş(l)anmış Yol Hikâyesi adı ile beşinci hikâyeye aittir. Akdeniz’e doğru yolculuğa çıkan yalnız bir babanın elindeki not defterine vasiyet kabilinden düştüğü notlarla hikâye, kahramanı gibi okuru da derin düşüncelere yolcu etmektedir.

Halüsinasyonlar gören âşık bir adamın, aşkını itiraf edemeyişi ve zeminde yalnızlığın koyu tonlarının yer aldığı, ölümle iç içe geçmiş ‘bitmeyen bir hikâye’ adı ile altıncı hikâye çıkar karşımıza. Hikayedeki halüsinasyon gören kahraman, bir iş çıkışı sokağa ait izlenimlerini gayet aklı başında değerlendirmelerle okurun dikkatini çekmeyi başarır. Hikâyenin satır aralarından; ‘insanı topraktan ayırırsanız, kalbini de betonlaştırırsınız’ cümlesi ile modern hayata sert ama haklı bir bakış atarken; ‘Kapitalizm garantisi olmayan hayatın garantili mallarını üretebilmişti. Eşyaları garantileyerek, insanları sömürebilmeyi keşfetmişlerdi’ cümleleri ile kapitalizme de gönderme yapmayı ihmal etmemektedir.

‘Dekor İnsan’ adını taşıyan hikâye için ‘güzel bir delirme hikâyesi’ desek yanılmış olmayız. İnsanın aklından şüpheye düşmesi’yle başlar her şey ve ‘perdeyi her açtığında odaya, güneş ışığından önce yalnızlığın dolması’ ile devam eder. Bu hikayedeki kahramanın dramı, gördüğü ve yaşadığı gerçekliğe kendini inandırma sorunu yaşaması ve sorunu uyku ile çözmeye çalışmasıdır. Yine modern hayatta ancak dekor olarak var olabilen insanın, çırpınışlarını ve arayışlarını anlatan hikâye, kitabın yedinci hikâyesi olarak yer almaktadır.

Muhakkak ki bekleyenin bekleten üzerindeki hakkı Ya-şa-na-ma-mış zamanlardı.’ ‘Akşam Pazarı’ adlı sekizinci hikâyenin can damarından yakalanmış bir cümledir. Saatçilerin, kunduracıların, Nevena Kumru adında bir komşu teyzenin hafif ölçekte analizlerinin yapıldığı, hayattan manzaraların kare kare sunulduğu güzel hikâyelerden birisidir.

Sondan bir önceki hikâyedünya ağaç altındaki bir gölgeliktir’ öğüdüyle başlar. Hikâyenin kahramanı geçmişle bugün arasında yaptığı muhasebeyle ve yine altı koyu kalemle çizilmiş yalnızlığın eşliğinde okura karşılıklı bir durum sergiler.

‘Son on yılda savaşta ölen çocukların sayısı milyonkeremilyon’ Kitabın s/onuncu hikâyesine geldiğimizde yazar, okuru yalnızlığın koynundan bir hışımla çekip alır. Bu kez savaş meydanlarında, sayıya indirgenemeyecek denli ölen çocuklar, tanklar, toplar, tüfekler arasında gezdirerek dikkatimizi başka mecralara çekerken hikâyenin derinlerinden yine ısrarcı ve yapışkan bir yalnızlığın, güçlü kolları ile yavaş yavaş sarmalamaya başladığını okura hissettirir.

Özcümle, Behçet Ulaş Alıcıoğlu’nun Güzel Susuşların Adamı adlı bu ilk hikâyeler toplamı, bireysel temlerle toplumsal temlerin birbirine meczedildiği nitelikli ve seviyeli bir toplamdan oluşmaktadır.

(Eleştiri Haber, Nisan 2019)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.