Behçet Ulaş Alıcıoğlu’nun Eleştiri Haber’deki ilk değinisi “Çile Kırgını” üzerine!

0
1290
Behçet Ulaş Alıcıoğlu

Behçet Ulaş Alıcıoğlu

AYŞEGÜL GENÇ’İN ÇİLE KIRGINI ADLI ROMANI ÜZERİNE DEĞİNİLER

Ayşegül Genç‘in Okur Kitaplığı’ndan çıkan kitabı Çile Kırgını’na Mustafa Nurullah Celep tavsiyesi ile ulaştım. Kitap ilk cümlesi ile tüm dikkati üzerine çekmeyi başardı; “Cinayeti Gördüm”

 

İlk cümleyi başlıkta verilen bağlamla beraber tekrar okudum. Bir eşyanın garanti belgesinin teslim tarihi ile başlıyor ve insanın garantisi olmadığını vurgulayan cümle ile devam ederek büyük bir merak uyandırıyor;

 

“Cinayeti Gördüm”

 

Cinayeti gösterdi…

Garanti belgesi, banka makbuzu, reçete, kargo fatura belgesi, irsaliye faturası, bilgi mesajı, market satış fişi, maaş bordrosu…

Bundan bir ay kadar önce…

Yazarın gösterdiği yerden gördüm cinayeti…

Çilehanede çilesini tamamlayan ve tamamlayamayan insanların arasında ki olay örgüleri.

Merhametin ayakta kalma savaşı…

 

“İnsan aslında ne kadar az şeye ihtiyacı olduğunu bir ağaç gölgesinde dinlenerek öğrenebilir, daha sonra, saygılı ama güvensiz, kibar ama önyargılı hayatlarımıza tekrar döneriz” diyor yazar…

 

Şehir hayatının başdöndürücü girdabında çırpınırken bir yol açmaya çalışıyor…

 

Yolumuzu Afrika’ya çıkarıyor. “Temiz Siyahların” ülkesine. Bu kıta üzerinden duygularımıza sesleniyor. Anlık üzüntülerin geçici olduğu, değişimin köklü tavırlarla meydana geleceğinden, eyleme dönmeyen acımaların insanda bir kokuşmuşluğa meydan vereceğinden yakınarak, anlık tepkilerden çok büyük bir Merhamet Hareketine çağırıyor. Ve bunu belki de hiç önemsemediğimiz küçük eşyalar ile örnekliyor;

 

“Dokuzuncu kattan düşen birinin tek güvencesi yerdekilerin açtığı battaniyedir”

“Battaniye önemlidir. Ben de işte o düşen çocukların altına serilmiş bir battaniye olacağım ömrüm boyunca “

 

Yazar “Tüketim kültürü”‘nün argümanları olan fatura ve makbuzlara farklı bir gözle bakarak, hepsinin yaşanmışlığa ait birer “anı” olabileceğini çokta naif bir şekilde önümüze seriyor;

 

“Bir su faturasına bakıp o evdeki annenin balkon yıkayışı, teheccüd vakti bir dededinin kolundan süzülen su damlacığının bir faturadaki o bilmem kaç haneli rakamın kenarında usulca yer alışını… “

 

Romandaki karakterlerin hepsi bir cinayete şahit olmuştur. Bir vurulma anına. Bir ölüme. Karakterler konuşmaya  Leyla’nın  ölümüyle başlayıp daha sonra kendi dünyalarının içine  çekiyor okuyucuyu.

 

Sadece bir karakter Leyla’nın ölümüne şahit olmuyor; Bahri Bey… O’nun şahit olduğu cinayet bir insanın değil bir toplumun, büyük bir medeniyetin cinayeti…

 

Osmanlı Medeniyet yapısının Batıya hem de büyük bir telaş içinde kurban edilmesinin cinayeti.

Ve bu anlatım bir kişi  üzerinden yapılmış; Mehmet Akif Ersoy…

Kitabı okuduktan sonra kitabın neden Akif’e ithaf  edilmesi gerektiğini daha iyi anladım.

 

Leyla Akif’in Leylası idi.

 

Leyla ; Millet için söylenmiş kelimelerdi…

 

Ve hatta Leyla Milletin kendisiydi…

 

Bu coğrafyanın tüm unsurlarının bir arada tutmanın davasını güden bir fikrin  kişileştirilmiş haliydi.

Ve toplumun topluca cinayete kurban gitmesi …

İşte Bahri Bey’in gördüğü cinayette belki de tam buydu.

Çile Kırgın’ı bana ebedi hayata iman eden bir yüreğin davasını anlattı. Şehrin ortasında kalabalığa karşı duran ve bir cinayete şahit olmuş Derviş Yürekli bir yazarın, Leyla üzerinden anlatımları.

 

{Eleştiri Haber, 27.12.2017}

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.