Barış Kavas, Yeni Bir Aşk İle “An” Filmi Üzerine Yazdı…

0
1011

BARIŞ KAVAS

“AN” : AŞK VE KADER VE SORULAR

Bir derdi olan filmleri seviyorum ben. Yönetmen/senarist bir derdi olduğu için film çekiyorsa bu güzel, ama filmin/senaryonun derde derman arama çabası olması çok daha güzel. Çünkü senaryo yazımı derde derman arama için çok elverişli bir zemin sunuyor aslında. Mesela benim on oniki yıldır en ufak bir ilerleme kaydedemediğim uzun metraj senaryom bunun bir örneği. Daha tek bir sayfasını yazmadan derdime derman oldu. Senaryo müthiş bir şey… Senaryo ilimlerden bir ilim…

Bir süredir sinema yazısı yazmıyordum. Ama filmler seyrediyordum şüphesiz. Beni tekrar sinema yazısı yazmaya teşvik edecek bir filme rastlamadım. Ta ki An (Ya Aşksa) filmine kadar. Nereden bileyim aşk olduğunu, der İsmet Özel. Aşkın gizemi, ölümün gizeminden büyük üstadım. O yüzden bilmiyoruz, bilemiyoruz. Kaderin gizemi ise gizemlerin gizemi.

Filmimiz sinemada birkaç kez işlenen bir orijinal fikre dayanıyor:  “Öyle olmasaydı da, şöyle olsaydı ne olurdu?” Bu filmde baş kahramanımızın bir köpeği var. Baş kahramanımız bu köpeği dışarı çıkarırsa başka şeyler oluyor, yok üşenir çıkarmazsa bambaşka şeyler oluyor. Fikrin işlenişi benzer film Sliding Doors “Rastlantının Böylesine” nazaran daha içten geldi bana, daha içli geldi. Filmi izlerken; bir tek karar bu kadar çok şey değiştirir mi diye hayretler içinde kalıyorsunuz, oyunculukların gücüyle de hikayeyi bizzat yaşıyorsunuz.

Başkahramanımız köpeği dışarı çıkarınca bir kızla tanışıyor, dışarı çıkarmayınca da tanışamıyor kızla. Sadece bu mu, köpeği çıkarınca -hikaye1 diyelim artık ona biz- evine giren hırsızların saldırısına uğramıyor, çıkarmayıp evde kalınca aradığı aşka rastlamadığı şöyle dursun bir de üstüne dayak yiyor. Başlangıçta ve ortada hikaye1 hep güzel gelişmelerle gidiyor,  hikaye2 ise acı üstüne acı gelişmelerle ilerliyor. “Hikaye1”de başkahramanımız adeta yüzyılın aşkını yaşıyor “hikaye2”de ise deyim yerindeyse sefilleri oynuyor. Filmin sonu her şeyi kağıt üstünde alt üst ediyor, bir bakıma dengeliyor ama bence zahiren böyle bu. Ben kendi adıma hikaye1’i yaşamak isterdim trajik sonuna rağmen dolu dolu yaşanan bir aşk var hikaye1’de. Hikaye2’de ise ancak finalde ışımaya başlayan cılız bir umut hepsi o kadar.

Olasılıklar ve kaderi işleyen çok güzel bir film “An”. Christopher Papakaliatis filmi yazıyor, yönetiyor, başrolü oynuyor. İlk bakışta yakışıklı bir jön gibi duran Papakaliatis, Senaryosuyla yönetimiyle sinema zekasına sahip bir adam bu, dedirtiyor.  Marina Kalogirou su gibi bir güzel ve su gibi de oynuyor, sade oynuyor, sade ve ışıltılı. Disko ışığı gibi değil, günbatımı gibi daha çok. Alman kurdundan bahsetmezsem olmaz. Filmin yardımcı oyuncusu gibi sanki. Elbette oyunculuğuyla değil ama senaryonun akışındaki; iki farklı kola ayrılan ırmaklardaki adeta her iki althikayeye de mühür vuran konumuyla…

Filmi bitirdikten sonra bir hüzünle kalıyorsunuz ekranın başında. Ve içinizde sorular doğuyor. Bir sanat eseri için büyük bir başarı: Muhatabında sorular doğurmak. Ve üstad Osho’nun deyişiyle “Hakikat Nedir? Kader Nedir?” gibi soruları sorduğunuzda ancak insan olmaya başlıyorsunuz. Eğer bu sorular sizde hiç doğmamışsa insandan aşağısınız. Ve bu sorulara muhatap insan cevaplara ulaşırsa değil, eğer insan bu soruların cevabı haline gelirse İnsan-ı Kâmil olma ufkuna ulaşıyor…

{Eleştiri Haber, 28.03.2018}

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here