Ayşe Ünüvar’la Bekleyiş romanı üzerine konuştuk

0
668
Edebiyatçı Yazar Ayşe Ünüvar

Roman yazarı Ayşe Ünüvar ile Okur Kitaplığı’ndan çıkan kitabı ‘Bekleyiş’ üzerine konuştuk..

Konuşan: Ayşe Ünüvar

Konuşturan: Mustafa Nurullah Celep

Ayşe Ünüvar, Divan Edebiyatının edebi mektepleri tasnif biçimiyle söylersek, sözü, gerçeği, anlatıyı, olayları ‘zarifane’ ifade biçimleriyle aktaran yazarlar zümresinden. Bir de ‘levendane’ ifade biçimi var, o da ayrı bir bahis konusu.. İnce örülmüş, örgülenmiş bir anlatı atlasına sahip Ünüvar. Bu atlaslarda aşkla örülen, dilim dilim, lif lif biçimlenmiş bir aşk öyküsüne tanıklık ediyoruz. Aşk’ın elden ayaktan düştüğü daha doğru bir deyişle ayklar altında olduğu bir zaman diliminde Ünüvar’ın sözü ve aşkı ayağa düşürmeden, belli bir edebi/sanatsal bilinçle aşkı anlatı formuna dönüştürmesi mühimsenecek bir olaydır. Diyebiliriz ki 2016’nın en önemli edebiyat olayı, aşkı düzeyli bir ele alışla roman diline aktaran ‘Bekleyiş’ olmuştur.

Biz de Bekleyiş’e dair Ayşe Ünüvar’a, bilinç ekinimize yeni başaklar eklemek bakımından yerinde sorular sorduk. Bereketli bir söyleşi oldu. Buyurunuz efendim…

-Bekleyiş’in kanaatime göre bir ‘edebiyat olayı’ olduğu gerçeğinde ısrarcıyım. Bunca aşk romanları içinde sizi Bekleyiş’i yazmaya yönelten saikler nelerdi?

-Öncelikle kalbi teşekkürlerimi sunmak ve öyle başlamak isterim.  Aşk’a dair roman yazmak niyetinden öte aşk’ın Hak tarafından sunulmuş bir nimet olduğunun düşsel içselleştirilmiş algısından yola çıkarak adımlarımı saymaya başladım ve bu adım beni öylece Bekleyiş’e götürdü. Beklemenin, bekleyebilmenin ermeye düşmeden ama büyülü hali romanla beraber beni kendi içime kendi yüreğimi inzivaya çekmeye yöneltti ve böylece ortaya aşk’a dair sabırlı bir yol çıktı. Ayrıca kendi iç dünyamın aşk’a bakışı da romanda ki tüm ilmekleri çözüp sabır şükür ve saflık üzerine düğüm edince ben aşk’a aşk bana ve okuyucuya safiyane bir damlacık olup düşüverdi ve Bekleyiş dedik adına…

-Bekleyiş’te şiir sanatından etkiler taşıyan, el alan bir söyleyiş biçimi hakim. Romanınızın şiirn hangi yönleri, hangi açıdan etkileyici/besleyici oldu?

-Yazmak bir bakıma notalara vurmak değil mi sessizce ve o notaların ikliminden yol alıp şiir şiir bakmak değil mi? Şiir yazmak başlı başına derin ayrı bir sanat iken romancı da bir bakıma duygularını şiire çevirmekten öte kelimelerin değerini şiirselleştirir ama bunun adı şiir olmaktan çok olay örgüsünü su gibi okuyucunun gönlüne akıtmaktır ki Bekleyiş’te ki şiirsel üslup birazdan bundan diye düşünüyorum şimdi… Yani Bekleyiş şiir değil tüm şiirler bir Bekleyiş’e esir zannımca…

-Genç şairlerin sizin romanınızdan öğreneceği çok şeyler olduğunu düşünüyorum. Orada bir şiir gencinin içtenlikli beklentisiyle örülmüş derinlikle duyduğu bir aşk anlatısı var. Bir hayalin, bir kokunun peşinden uzun süre sürüklenen Kerim Nadir’in yaşadığı iç serüven, sizce bugünün genç şairlerine neler söyleyebilir?

-Öncelikle estağfurullah demeliyim. Gençler  günümüzde öyle güzel duygu ve imkanlara sahipler ki doğru değerlendirmek ve yeni yolları özlerini kaybetmeden denemek zorundalar bence… Bekleyiş’te aşk ile yol alan Kerim Nadir aynı zamanda bir edebiyat öğrencisidir ve aşk’a şiir yazmaktan öte aşkı bekleyişi sabrı öze dönmeyi ve umudu şiir sayar. Zaten onun bu güzel değerlere atfettiği önem ve duruş kaygısı onu saf bir aşık olmaya iter ki bu saf aşk kendini bulmasına kendine varmasına götürü onu. Bundan sebeptir ki gençler kalplerini dinlemeli ve kalbin saflığında yol almalıdırlar. Kalbin saf kalabilmesi içinde öze verdikleri önemi gözden geçirmelerinden yanayım. Aslında bu bizim içinde geçerli bence. Kalbi saflık günümüzde kaybedilen lakin sımsıkı tutulması gereken bir cennet düşü bence…

-Bizi en çok etkileyen Zöhre’nin dramı oldu. Etkiler altında bırakan bir trajedi Zöhre’nin yaşadıkları. ‘‘Halk aşksızsa sokaklar banka dükkanlarıyla doludur’’ der Cahit Zarifoğlu. Zöhre’nin yaşadığı dram, aşka ön yargılı yaklaşmak olabilir mi sizce? Yaşadığımız sosyal organizasyonda şiddete dayalı travmaların nedenini de aşka hiç yer ayrılmamasına yorumlamıştım bir yazımda. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

-Kalbinin hükmüne şiir yazılan adam Sayın Zarifoğlu ile adımın yan yan yana yazılmasından onur duyduğumu öncelikle saklamayayım. İnsan kalbi inceldikçe zarifleşir ki buradan rahmet ile kendisini yad edip cevaba geçelim; Zöhre deyince yazmaya başladığım ilk anda ki kadar içim yandı şuan da. Neden derseniz Zöhre kız bir Türkiye gerçeği. Saflığın, huzurun, onurun ve güzelliğin Anadoluda ki adresi sanki. Öyle de işte. Sadece bir vakitte an’ı paylaşmanın ve o an’ın büyüsünü ömrüyle ödemenin acısını çekiyor ki ondan önce kelimelere dökerken benim önce içim sonra kelimelerim yanıyor. Bundan sebep belki de şiir şiir örülüyor kitap. Zöhre saf aşkın! Yitirip de bulamayacağımız o mucizenin  canlı kanlı son örneklerinden sanki… Acı ama yeniden yürüse Zöhre gibiler ben aşk’a aç gönlünü derim yeniden. Çünkü aşk canını verebilecek  kadar sırlı ve değerli bu yüzyılda…

-Bekleyiş romantik/şiirsel bir anlatı aynı zamanda. Bekleyiş’in ruh haritasının yerli ve köklü bir kültürel damardan bugüne ağıp billurlaştığını düşünenlerdenim. Bekleyiş’in besleyici art alanları neler oldu sizin için? Romanınızın beslenme kaynakları hakkında neler söylemek istersiniz?

-Romanı beslemek? Oldukça hoş ve istediğim bir soru bu Bekleyiş üzerine. Çünkü gerçekten de romanımın beslendiği en önemli kaynaklar saf derin ıslak gözlerle sana kollarını açıp hemen evine buyur eden Anadolu insanının özü yüzü ve değişmez duruşudur. Bekleyiş’te konu edilen düğmeli evler, uzayıp giden ısrarcı yollar, derin neşeli ormanlar, eline batan ama acıtmayan dikenler ve dahası… Bunlar hep bizden içimizden geldiğimiz ya da gideceğimiz yerden yani kökümüzden soyumuzdan soyunup kaybolduklarımızdan… Öyleyse her roman biraz Anadolu her roman biraz özümüz ve her roman biraz kaybedip de bulmak istediklerimizdir. Yazarken her daim özü önemserim. Özü yüzüne yansır ya varlığın. Özümüzü unutmayalım ki yüzümüz duru baksın…

-Bekleyiş, gönül diliyle, gönül akıyla yazılmış bir roman. Günümüzde yaşanan yapay ve köksüz, geçici aşkların sahici olamayışlarının en önemli nedeni, gönlü, kalbe dair olanı ihmal edişi sanırım. Bugüne dair tanıklıklar, gözlemler noktasında neler söylersiniz?

-Gönül akı ile! Ne güzel bir söylemdir bu. Çok mutlu oldum varmaya çalıştığım gönlümüzün ak kalmasının önemli olduğuna dairdi öncelikle. Gelelim günümüzün geçici aşklarına; aslında geçici olan bir aşk değil. Günümüzün modern dünyasında teknoloji alıp başını giderken insan aşk dahil maneviyat adına çok şeyden vazgeçti. Bunu önce iyi sandı. Ama gördü ki kalbi bunu kaldıramıyor. Çünkü kalp maddeyi önemsemez ondan geçip ruhuna varmak ile doyar ve aç kalırsa hastalanır ki fiziksel bir tedavi iyileştirmez bu hastalığı. İnsan kaybolduğu yerden kendini bularak çıkmalıdır ki iyileşebilsin. Bundan dolayı da kalp temiz alın ak iç duru kalmalıdır. Nasıl olacak bu diye bir soru duyar gibi oldum; Kalp ancak dünyevi zandan uzak kaldıkça saf ve ak kalır. Mümkün mü? Elbette. Yoksa insan kaybedecek içinde ki mucizeyi….

-Son olarak Bekleyiş’ten sonra Kerim Nadir, gönlün hangi topraklarına konuk olacak? Edebiyat mutfağınızda okuyucuyu Bekleyiş’ten sonra hangi eserler bekliyor?

-Kerim Nadir hala aşkın uçsuz bucaksız yollarında kendini kaybedenleri bulma yolunda…

Bekleyişten sonra edebi çalışmalara gelince hangi kelamı edip hangi kulvarda koşarız bilinmez ama bildiğimiz bir şey hep var acizane; Yürüyüşümüz hep AŞK adına olacaktır bu biline…

-Cevaplarınız için içtenlikle teşekkür ederim.

Efendim öncelikle ben çok teşekkür ediyorum kalbi hürmet ve dua ile daim aşk ile kalasınız…

{Eleştiri Haber}

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here