Avam Kamarasından Küresel Algoritma: Karakterin Düşüşü | M. Sadi Karademir

0
474
Eleştiri Haber Yazarı Şair M. Sadi Karademir

AVAM KAMARASINDAN KÜRESEL ALGORİTMA:

KARAKTERİN DÜŞÜŞÜ

Büyük sanat yoluna küçülterek başlamak. Bu sıralar edebiyatta düşülen en büyük hatalardan biri belki de bu. Sorun net ve belli: Günümüzde edebiyatta karakterlerin sadece kapitalist basit insan figürüne indirgenmesi yanlış. Politik kutuplaşmaya ve radikalleşmeye, yaşadığı dönemde -belki de- en uzak aydınlardan biri olan Tanpınar’ın Beş Şehir’inin -özellikle Erzurum bölümünün- arka planında ulusal kurtuluş savaşında çalınan marşlar da bir çobanın kavalından çıkan müzik de eşit seslerle yayılır.

Önemli olan edebi süzgeci yerine dosdoğru oturtmaktır. Marangozun kötü olması ahşabın suçu değil. Buluşçuluğu da elden bırakmayan düzgün bir edebi işçilikle hemen her konuda kaliteli bir edebiyat eseri çıkabilir meydana. Özellikle de kendi milli ideolojimizin kilometre taşlarıyla.

Bunu neden mi söylüyorum, yaşadığımız çağ, düşünmeyen, tüketimci yeni bir okur profili yaratınca, bazı edebiyatçılar da ister istemez bu ‘satınalma gücü’nün girdabına kendini kaptırdı. Vatan deyince kustu, gelenek deyince kastı, gelecek deyince sindi; kök deyince suya, ideoloji deyince ruha burun kıvırdı. Sanat cevheri olmayınca ‘değer mekanizması’na saldırdı. Bir tek modern düz insanda mutabık kalındı, parayla yakın akraba olan, aklından çok refleksleri ve iç güdüleriyle hareket eden kapitalist düz insanda.

Bütün zaaflarıyla, tutkularıyla, arzularıyla, sevinçleriyle, üzüntüleriyle -herkes gibi- salt bir düz insan karakterinin eseri sanat değerine ulaştırılacağı zannediliyor artık. Bunlar hiç kuşkusuz bir karakterde olması gerekenler, ama bu karakteri oluşturan edebiyatçı, insanı diğer mahlukattan ayıran en önemli ögeyi ıskalıyor; düşünmeyi.

Olay örgüsü üçüncü sayfa haberlerinin bir gazetenin ilk sayfasına alınıp sonrasında tekrardan üçüncü sayfadaki yerini hatırlatmasının tekrarı gibi oluşturuluyor. Anormal düzlükteki insanlar, yazarın ‘kahraman’ olarak adlandırabileceği bir vasfa da bürünemiyor kolay kolay. Güdülenme tutkusu bulunan küçük edebiyatçı da ‘moda aykırılık’lara sığınarak paçayı kurtaracağını düşünüyor.  Çünkü yaşadığımız çağda, şöhret arzusu ve ödül mekanizması, kendi içinde -sahtekâr ve alçak- bir algoritmayı dayattı genç yazara.

Bunun matematiğini çözmek öyle çok da zor değil. Genel bir düzlükten sonra, düşünmeden arınmış bir moda “aykırılık” vurgusu, eşit seviyedeki edebiyatçılara kıyasla sizi bir adım öne çıkarabiliyor. Edebiyatta, soğuk savaş bittikten sonra, ideoloji ve fikir tamamen ABD eksenli küresel edebiyat çevrelerince yok sayıldı ve dışlandı. Yerine sahtekâr aykırılıklar kondu. Yakın geçmişte içinde yaşadığı toplumu küçük düşürücü açıklamalar yapmak modaydı bir dönem. Sonra buna ABD’nin güdümündeki terör örgütlerini destekleyen aykırılıklar eklendi, en son da sapkın akımları destekleme. Hele de günümüzde bir hayli revaçta.

Türkiye’deki küçük edebiyatçılara bir bakın. İnanılmaz bir değişimle bu algoritmayı uyguladıklarını göreceksiniz. Kuluçka dönemini muhafazakâr cenahta gerçekleştiren malum zevattaki değişim bunun en canlı örneği. Türkçeye daha dili dönemeyen adamlar, birilerinin sahiplenmesi, -belki acıması belki de merhamet etmesiyle- edebiyat dünyasına ilk adımlarını atar. Ardından, ufak tefek dostluklar ve yamanmalarla kendine bir yer edinme kaygısı güder. İyi veya kötü, kendine bir yer bulur da. Yeri elde ettikten sonra artık gerçek sanat malzemesi meydana getirmesinin sırası gelmiştir. Ama sanatçı bir meziyet ve şahsiyet kendilerinde bulunmayınca, üstelik Türkçeyi doğru düzgün koşacak kadar dahi dilleri Türkçeye dönmezken dış kaynaktan birileri algoritmayı bu kişilerin kulağına fısıldar. Sonra -sırası da şaşmayacak şekilde bildik algoritma sıralanır: önce vatana küfret, sonra vatanseverlere saldır, ardından teröristi destekle, sonra bunları -Amerikan ağzıyla yayılan- barış, demokrasi, özgürlük laflarıyla sosla – ki bu kişiler gerçekte küresel emperyalizme ve kapitalizme karşı hiçbir mazlumun yanında yer almamışlardır- , ardından kendine uygun bir sapık akım seç ve onun kirli egzozundan yayılan dumanı yeni bir hava akımı bulmuş gibi sal etrafa. Sonuç: en son segmentte yeteneksiz ve şöhretli üçüncü sınıf bir edebiyat maymunu. Üstelik tüm hainlerce de ‘kullanıma’ hazır.

Bu tarz edebiyatçılarda az biraz yetenek kırıntısı olanlar da algoritmayı uyguladıktan sonra aynı maymuna döner. Giriş, -iteklenerek- gelişme, saçmalama ve sonuç. Bu hikâye sizlere çok tanıdık geliyor değil mi? Üzerinden geçtiğimiz son on yıllık periyotta bile daha yaşları kırkı bulmamışken ‘beyin ölümü’ gerçekleşen nice küçük edebiyatçılara rastlamışızdır. Oldukça ürkütücüdür geçirdikleri ‘gönüllü’ mutasyon. Halen daha rastlıyoruz onlara son kitaplarında, açıklamalarında.  Terörist yandaşlara, conisever karabaşlara, CIA’yle aşklara, birinin güya anlatım bozukluğunu eleştirirken kendisi anlatım bozukluğu yapan, bir yandan da ağzından tükürükler ve salyalar saçanlara, Vatan’a karşı haince kalkışanlara, Sırrıcılara ve tüm bunlardan kabul görmek için sırnaşanlara.  Şiiri bir kenara bırakıp edebiyat eleştirisi yazmak benim gibi bir şair için zor geliyor, yoksa bir bir açıklardım dişlerinde kan izini bulunanları, modern edebiyatın ‘kriminal’ laboratuvarında.

-Sheakespeare’ce söyleyecek olursak, onları rahat bırakamayız artık moda olan algoritmanın ‘aşağılık zaferleriyle’ sevinsinler diye. Vatanı, milli ideolojiyi, gelenekten beslenen yeniliği, öz benliğin buluşlarını konu edinenleri -geçmişte ve günümüzde Sezai Karakoç’a, İsmet Özel’e yapıldığı gibi- yok sayarak taşlayanlar, eleştiriye öncelikle ‘küresel algoritma’nın yan etkilerine değinerek başlamalılar. Yoksa güzele ve iyiye ulaşmak için sanatın ince eleğine çoktan razıyız. Yeter ki Tanpınar’ın da bizim de milli yanlarımızı alışılmış bir önyargıyla budamaya kalkmayınız.

Çünkü en az tekdüze insanlar kadar büyük kahramanlara da ihtiyaç var edebiyat dünyamızda.

M. Sadi KARADEMİR

25.01.18

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here