Atmosfer yaratmada usta bir öykücü | Mustafa Nurullah Celep | Bir Hikayeden

0
832

MUSTAFA NURULLAH CELEP

‘‘BİRAZ SONBAHAR BİRAZ HÜZÜN’’DE DUYGU SENFONİSİ VE KARA ROMANTİZM

1.

Hüzünlü bir atmosferi var Fikri Özçelikçi öykülerinin(*). Biçeminden duygulam dünyasına dek yazarı, iradi bir tutum olarak hemen her öyküsünde kara, karanlık, sisli ve hüzün içre bir atmosfer oluşturma çabası içinde görüyoruz. Bu duygu-yoğun atmosferin merkezi noktasını/öykü odağını ‘yalnızlık’, ‘terk ediş’, ‘Araf’, ‘eşik’, ‘sessizlik’, ‘aşk’, ‘hüzün’, ‘içlilik’, ‘bağsızlık’, ‘sevgisizlik’, ‘yokluk’, ‘hiçlik’, ‘kaçış’ gibi soyut ve her durum öyküsünde karşılaşabileceğimiz iç dünya sorunsalını alakadar eden izlekler oluşturuyor. Yalnızlığın ‘ben’ dilinde anlatımıyla karşı karşıyayız. Geç kalmış bir ilk kitap olmasına karşın, Özçelikçi, öykülediği bu ‘ben dili’ni, olgun ve oturaklı öykü cümleleriyle etkili bir formda sunmayı bilebilmiştir. Ustalıklı anlatım düzeyi, derinlikli öykü tasarımı ve şiir sanatının lirik tarafından alabildiğine istifade eden estetik ifade biçimiyle bu ilk kitabın geç ama oldukça başarılı-klasik formda ‘iç dünya öyküleri’ okuma yönelimine sahip okurlar için- değerli bir toplam olduğunu söyleyebiliriz.

‘‘Onlar gitmişti ama bu gidiş kolay değildi ve hatta kalmaktan bile zordu belki. Çünkü gidenler, her şeye rağmen gitmişlerdi. Çünkü ayrılık zor, gitmek yaman işti.’’ (Giden… s.31)

2.

Fikri Özçelikçi’nin öykü kişileri ‘gidiş’e, ‘terk ediş’e, ‘yitip gitmeye’, ‘gayb olmaya’ daima yazgılıdırlar. Birçok öyküde kişilerin bir nedenden ötürü bulunduğu ortamı/çevreyi terk ettiğine tanık olmaktayız. Kişiler aldıkları kararlarla, ‘‘dünya ve insan fanidir. Baki olan Allah’tır’’ der gibidir ve hep terk ederler. Bunu Varlık’ta Yok olma veya Yokluk’a karışıp yeniden var olma (çünkü bazı öyküler bir önceki öykünün açılımı ve devamı mahiyetindedir.) veya Varlık’ta fena bulma veyahut şeytana uyup beşeri bir terk ediş biçiminde de yorumlayabiliriz. Nasıl yorumlarsak yorumlayalım, Özçelikçi, bu kitabıyla felsefi-tasavvufi anlamları da ihata ederek, varlık-yokluk meselelerini öykü platformunda tartışma konusu etmiştir. ‘Eşik’, ‘Araf’ gibi temel kavramları da göz önünde bulundurduğumuzda, yazar için, öykü toplamı bağlamında, metaforik bir arayış ve varoluş öyküsü yazdığını ifadelendirebiliriz. Bu metaforik anlatım düzleminin temel sacayağını terk ediş temi ve tutkulu bir aşk belirleyecektir. Bu, anlatımıyla lirik bir öykü atmosferi oluşturularak okuyucuya hissettirilir.

‘‘İçimde kırgın titreyişlerle beklediğim bahar, seninle gelecekti. Sen gelmedin. Sen gelmedin ve ay kırgın kaldı yeryüzüne. (Akşamsefası Ömrüm, s.15)

3.

Lirik bir duygu senfonisi ve kara bir romantizmle karşı karşıyayız. Bu öykülerdeki romantizm, kara-karanlık bir atmosfer yaratmada dekoratif bir unsur olmanın ötesinde, temel yazar tutumu ve yazış biçimidir.

‘‘Akşam, kızıla çalan sarı bir tayf biçiminde eteklerinden başlayarak kuşatmaya başlıyordu şehri.’’ (Sis, s.65)

‘Şahika’mın dudaklarından şu sözler dökülür: Seni düşündüğüm kadar ölümü düşünmüyorum sevgilim!’’ (Şahika, s.73)

Lirizm ve romantizm; duygunun ifade ediliş biçimi ve aktarımında, öykülerin boyutlarını ve çatkısını kurmada, yazınsal metinlere karakterini veren iki temel belirleyendir. Bu anlamda olay değil de durum öyküsü yazar Özçelikçi. Sokağın hınca hınç dolu karmaşasını ve gürültüsünü duyamazsınız öykülerinde. Sokaklar ve caddeler duygulara yansıyan taraflarıyla vardır. Flu bir atmosferde geçer öyküleri Özçelikçi’nin. Kişiler Necip Fazıl’ın Kaldırımlar şiirinden fırlamış gibi bir düşselik içindedirler. Özçelikçi bu meyanda kendi iç duygu durumlarını öyküleştirir. Öykülerde farklı farklı kişiler metin içinde konumlansa da anlatılan hep yazarın öznel, öze, benliğine ait yansılar ve kırılmalardır. Kişiler yalnızca bir bahanedir. İlginç karakter yapıları vardır bu kişilerin. Bir karar alırlar ve susarlar ve yukarıda da ifade ettiğimiz gibi sessizlikleriyle terk edişe aşinadırlar. Varlığı terk edip mana âlemine dalarlar bir bakıma. Dünyayı terk ederler ve ahiret sevdalısı olurlar ve ama hep terk ederler. Terk edişleri temel tavırları olur artık. Terk etmek, gitmek, ‘gayb olmak’, özde/derin yapıda bu gelimli gidimli dünyanın fani olduğu gerçeğini duyumsatır gibidir. Bu gerçeğin ayırdına ve bilincine varmakla ‘eşik’ten öteye geçerler ve hep terk ederler.

‘‘Varlık hiçlik demek. Hiç olmamanın yolu yitip gitmek.’’ (Ayın Işığı Düşüyordu Şehrin Kör Sokaklarına, s.42)

Özcümle bir söz olarak söyleyebiliriz ki, yalnızlığın, terk edişin, hüznün, ayrılığın ve aşkın lirik öyküsel bir anlatımıdır Biraz Sonbahar Biraz Hüzün.

Öykücüye selam.

(*) Fikri Özçelikçi, Biraz Sonbahar Biraz Hüzün, Ebabil yay., Ağustos 2013, Ank.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here