Arzu Alkan Ateş | Serzeniş | Hikaye Atlası

0
717
Eleştiri Haber Yazarı, Öykücü Arzu Alkan Ateş

Arzu ALKAN ATEŞ

SERZENİŞ

Zeytin Çıkmazı’ndayım, isterseniz siz de gelin, dedi. Sesi serçeliydi. Bir serçe başka bir serçeye değiyordu. O konuşurken bahçedeki erik ağacına baktım. Ben bakarken erik ağacı dile gelecek sandım. Belki dile geldi de ben Zeliş’in sesinden erik ağacının konuşmasını dinledim. Bu bir bahar manifestosuydu. Beni dışarı çıkmaya davet ediyordu. Oldukça şiirsel bir dille hem de. Bir an kendimi kaptırdım, neden olmasın, elbette gelirim, dedim. İşte o zaman benden başkasının duyamayacağı bir hışırtı hissettim. Sayfalardan geliyordu. Sayfalar bir mürekkep damlasını emercesine, beni satırların arasına doğru çekiyordu. Zeliş bir şeyler söylüyor söylüyordu. Telefonun ahizesi elimden düştü. Uzun bir dıttttt… Sonrası sessizlik.

Bugün Zeytin Çıkmazı’ndaki ikinci el eşya satan dükkâna gittim. Görseniz neler neler… Yolunuz düşerse size de tavsiye ederim, mutlaka uğrayın. O kazaklar, hırkalar, elbiseler, ceketler. Hiç üşenmedim, giydim çıkardım. Başkalarının kokusu sindi üzerime. Biraz lavanta, biraz yasemin koktum. Ve birçok kadının duruşunu, yürüyüşünü, oturuşunu prova ettim.  Bir elbiseye dokunup düşlere daldım. Bir zamanlar sardığı tenin sıcaklığını duyumsadım. Ve kıyafetlerin de sahiplerini özlediğini anladım. Halime bakıp bakıp gülümsedi, satıcı kız. Alışveriş mağazalarındaki o sevimsiz tezgahtarlar gibi surat asmadı.  O gülümsedikçe bir hoş oldum. Ben böyleyim, insanca bakan bir çift göz karşısında, coşarım. Haftalığımı çıkartıp masanın üzerine bıraktım, şunu şunu şunu alıyorum, dedim. Sanki birkaç yaşamı da beraberinde aldım. Böyle yapınca kıvanç duydum. Elimde poşet, çıktım dükkândan. Birkaç adım atmıştım ki telefon kulübesini fark ettim. Sabahtan beri içimde biri vardı. Sanki bugün o beni görsün diyeydi buraya gelmem.  Kulübeye girdim ve cebimdeki telefon numarasını çıkarıp tuşladım. Telefona cevap vermesini beklemiyordum. Öyle ya aradığım kişi bir roman kahramanından başkası değildi. Her ne kadar romanın bir yerinde, hey okur istediğin zaman bana bu numaradan ulaşabilirsin, demiş olsa da. Bu, bir aldatmacaydı. Kim bir roman kahramanını arardı? Ben aramıştım işte, belki başka okurlar da… Sesini duyduğumda zihnim bana oyun oynuyor sandım. Değilmiş, konuştuğum kişi oymuş. Adımın Zeliş olduğunu söyledim, ne güzel bir isim, dedi. Birkaç kere adımı tekrarladı.  Bazı anlar vardır, gerçeğin içine bir tutam düş karışmıştır. Ve siz gerçeğe değil, bir tutam düşe inanırsınız.  Onunla konuşabildiğime göre, onu görebileceğimi de düşündüm. Zeytin Çıkmazı’na gelmesini istedim. Romanda adı geçen yeri, ikinci el eşya satan dükkânı buldum, dedim. Geleceğini söyledi. Sonra telefon kapandı. Tekrar arasa mıydım, bilemedim. Beklemeye karar verdim.

Sanırım hepiniz bir roman kahramanı olduğumu anlamışsınızdır. Kiminizin çok yakından tanıdığı kiminizin hiç bilmediği. Hepimiz bilinme isteğiyle var olmadık mı? Neden gizlemeli. Başkalarının bizi görmesi değil mi en büyük arzumuz? Değilmiş gibi yapmakla olsa olsa kendimizi kandırıyoruz. Sizden biriymiş gibi konuşmam da bundan. Bir roman kahramanı olsam da okurların beni görmesini çok arzuladım. Ve Zeliş’le telefonda konuştum. Elbette bu bir sırdı. Kimse bilmemeliydi. Ama Zeliş, kendini tutamayıp herkese anlattı. Böylece yazarın bana tanıdığı bu ayrıcalık sona erdi. Şimdi yeniden küf kokan sayfaların arasında kayboldum.

Akşam çökene kadar bekledim, gelmedi. Geleceğim, demişti. Yalan mı söylemişti? Zeytin Çıkmazı adlı romanınızı belki on kere okudum. Ona, adı Gülfem olan kahramanınıza çok inandım. Öyle ki çalıştığı yere gittim. Verdiği telefon numarasından onu aradım. Benimle konuştu. İnanın o an sanki her şey düştü. Geleceğini söyledi. Beni önemsediğini sandım. Yanılmışım. Bilmenizi isterim ki sevgili yazar, kahramanınız tarafından incitildim. Lütfen kahramanlarınızın tutamayacakları sözler vermelerine engel olun. Bir okuru hayal kırıklığına uğratmaya hakkınız yok.

[Eleştiri Haber, 11.02.2018]

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here