ANADOLU\’YU SEVMEYE MECBURSUN

0
143

TAHYR KUTSY MAKAL

 

DE BANA

 

Tek yeşillide bin bir özlem duydudum tozlu Anadolu yollarını homurtuyla aşan otomobilin yaylı koltuklarında diken üstünde gibiyim. Pencereden içeriye inatla giren rüzgârı kovmaya çalışmam boşuna. Vuracak beni. Bu sıcak kavuracak beni.

 

Ben bu bütün vücudumu sırsıklam eden terin acımsı tuzluludunu yalamada mecburum. Tarlasında iki büklüm olmuş, yerin ve gödün yakıcılıdını bütün benlidinde duyan elinden dirlikli vatandaşın ıstırabını yaşamaya, işsizlidinin can sıkıntısı içinde yarınki ekmek parasını düşünen işçinin durumuna kulak vermeye, ‘‘efendimizin’’ yüzde seksenin yaşadıdı göz yaşartıcı hayat şartını görmeye mecburum. Evet, Anadolu, seni sevmeye mecburum.\"\"

 

Ve sen de mecbursun Türk Aydını, Anadolu’yu sevmeye mecbursun. Sevmek için tanımak gerek. Anadolu bir bütün, her birimizin ayrı ayrı tanımadıdı yerler ise, bizim dedil. Çelik masaların dönme koltuklarında hazırlanan kalkınma planları boşuna.

 

Duyarım ki, hariciyecilerimizden birinin kızı Moskova’da dodmuş. Paris’te büyümüş, Londra’da tahsil görmüş, şimdi de Bonn’da Türkiye’yi temsil edermiş… Türkiye’ye gelmiş mi? Babasının yıllık izinlerinde… Anadolu gerçeklerini tanıyor mu? Ne yazık… Bu dünya vatandaşının Türkiye’yi temsil yetenedi ne olabilir? Türkiye’de dodup yetişmişleri bile Avrupa özentisinden kurtaramıyoruz. Böylelerinin gözlerini nasıl çevirecediz… Evet, Kaymakam önce yarın idaresine verilecek olan köylünün hayat şartlarını yaşamalı, ödretmen olarak, muhtar olarak, köyün içinden birisi gibi günlük dertleriyle badrı yumuşamalı. Kalbini bu memleketin gerçek sahiplerinin sevgisi ile doldurmalı. Yargıç, Savcı, Karakol Kumandanı, Ycra Memuru, Bankacı, hele hele gazeteci Anadolu insanını anlamalı. Milletvekili, kendisine temsil yetkisi verenlerin sesine kulak vermeli…

 

Ve bütün Türk Aydınları Anadolu yollarına düşmeli. Dinlemeli. Dertlere, derinlide edilmeli…

 

Köylüye gazete gönderme kampanyası açılmıştı. Köylü aydınlatılacak, gazeteler köylüye dünya gerçeklerini anlatacak, devrim şuuru aşılanacaktı. Okuduklarımızı, artıklarımızı Anadolu2ya gönderiyorduk. Ne yazık ki, kampanya hükümetçe ele alınmadıdı için durdu. Ve de iyi ki durdu. Çünkü koleksiyon yapmak niyetinde dedildi. Bayatlamış haberle dolu, tarihi üç ay geçmiş, kese kâdıtçısından toplanmışa benzer gazeteler köylünün yüzündeki kavuşmanın sevinç çizgilerini ıstırap satırları halinde kırıyordu. Şuna inanmalı: köylü rencide edildidinin, hafife alındıdının farkındaydı.

 

Daha nasıl hafife alınmıyor köylü? Vergi vergi üstüne, vurgu vurgu üstüne. Biraz hava aldıktan sonra işte yine candarma dayadı. Devler dairleinde partizanlık ve bugün git yarın gel zihniyetinin hortlamasıyla sürüncemede kalan işler… Azarlanmalar, elinin malıyla rezil olmalar. On kuruşa satılmaya mecbur edilen tütünler, parası alınamayan pancarlar… Vaat edilip verilmeyen tohumluklar… Vergi için sıkbodaz edilen vatandaşlar… Ufukta görülen yol paraları. Dedişmeyen yahut yeniden gelen devir… Tekerrür eden tarih! Yeni vergi hazırlıkları…

 

\"\"‘‘-Varın bakın, demiş, padişah, halk ne âlemdedir’’

 

Halk, hakanın yeni koydudu verginin adırlıdı altında gözleri yerde. Hazineler boş, şimdiki gibi yüzük toplamakla dolacak cinsten dedil.

 

‘‘-Vurun iki misli vergi’’ ferman buyurmuş.

 

Köylü yine vergisini veriyor, fakat her birinin elinde çivi, topradı eşelemekte.

 

Padişah duyar da koymaz mı vergiyi? Yki misli daha.

 

Vergi yükü altında ezile ezile bir hal olmuş köylü. Ama artık elde bir şey yok. Gidecedi için üzülecek bir şey olmadıdından ortada bir şenlik bir şakraklık… Ortalıkta bir gülüp oynamalar… Öyle ya, açın gönlü şen olur…

 

Ve ey sen aç Anadolu’m, kahırlı Anadolu’m, karanlık Anadolu’m, sana geldim de bana. Perişan Anadolu’m de bana…

 

(Tahir Kutsi Makal, Acı Yol, Adaodlu yay., Aralık 1964, Yst.)

Paylaş
Sonraki İçerikHEP BiR YOL HALi UZERE

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here