Ali K. Metin’in Şiir Görüşü | Mustafa Nurullah Celep | Poetik Kültür

0
502

Mustafa Nurullah Celep

ALİ K. METİN’İN ŞİİR GÖRÜŞÜ

[Savları, Nirengi Noktaları ve Karşı-Eleştiriler]

Giriş

Şair-Eleştirmen Ali K. Metin, bugünün edebiyat ortamında şiir ve eleştirel çalışmalarıyla hakkında konuşulmayı en fazla hakkeden bir yazardır. Verimli ve bir meselesi olan işbu şiir çalışmaları 5 şiir kitabına imza atmasına ve eleştirel çalışmaları ise 4 kitaba ulaşmasıyla hacimli ve üretken bir boyuta ulaştı. Dile kolaydır ama 9 kitaplık bu çalışmalar, şiire ve eleştiriye olan tutkunun yıllara yayılan, yıllar süren bir yansımasıdır.

Günümüz edebiyat ortamında bazı yazarlar, bu tarz emek veren çalışmalardan uzak durduğu ve daha çok iş yerine laf ürettiği için “efendim bizde eleştiri yoktur” deyip menfi yaklaşarak işi tembelliğe yorduklarından dolayı sıkı metinler üreten, demir leblebi eserler ortaya koyan yazarları da görmezden gelme politikalarıyla etkisizleştirme yöntemini devreye sokma gibi bir basitliğin içine girmekten imtina etmiyorlar. Kötü şiirin iyi şiiri kovduğu gibi kötü eleştiri, örneğin eleştiri adı altında kısa tanıtım – değini metinleri de iyi ve üzerine hakkıyla çalışılmış emek-yoğun eleştiri metinlerini kovmaktan beri durmuyor. Türkiye edebiyat ortamında şiir enflasyonu yaşandığı gibi tanıtım adı altında kötü eleştiri enflasyonu yaşandığı da vakidir. Böylesine bed ve berbat bir edebi kamuda Ali K. Metin gibiler de edebiyat ve eleştiride direnmenin destanını yazmaya devam ediyorlar işte. Türk Edebiyatı anıtsal bir yapı olarak varlığını koruduğu müddetçe zamanın sık dokunmuş eleğinden Ali K. Metin ve benzeri sıkı yazarlar geçip Edebiyat Tarihinin kalın sayfalarına altından mührünü vuracakları üzere, metastaz üretimi gibi seri tanıtım yazıları ve art niyetli kaygılar ve çıkar endişeleriyle benliklerini şişirme sevdalısı “kraker yazarımsılar”, Edebiyat Tarihinin müflis defterlerinde unutulup gideceklerdir. Bu tip kifayetsiz muhterislere “efendim sıkı ve yoğun eleştirel yazılar da bekliyoruz” dediğimizde “bendeniz teorik yazılara uzağım” vb. mazeretler öne sürerek pişkinliğin ve tembelliğin fiyakasını da atmış oluyorlar. Nasıl bir fiyaka ise bu… Bir de sosyal medyalarda orda burda iyi eleştiri karşısında sürekli menfi tutum takınan, yorum yapan rahatsız tipler var. ‘Otur sen yaz, daha iyisini yaz’ dediğimizde ise ‘efendim kem küm zamanım yok, bizde eleştiri yok zaten.’ gibi mazeretlerin ardına sığınmaları var ki muhatap almaya değmez! İşte böylesine karmakarışık ve düzeysiz-seviyesiz ve şirazesinden çıkmış bir edebiyat ortamında Ali K. Metin gibi yazın emekçileri edebi-eleştirel destanlarını yazmayı inadına sürdürüyorlar. Biz de bu destana eğrisi-doğrusuyla selam vermek, dikkat çekmek adına yazarımızın şiir görüşünü karşı-eleştirilerimizle, bugüne dek vaki olmadığı üzere eleştirel şerhlerimizle birlikte- temellere riayet eden yorumlarımız eşliğinde hasbelkader bir metin üretme işine giriştik. Biz bu yazımızda Metin’in bir şair-eleştirmen olarak iddialarını konu edineceğimiz gibi şiir görüşünün nirengi noktalarını ve katılmadığımız hususları da ifade etmekten çekinmeyeceğiz.

 

Şair-Eleştirmen Ali K. Metin

Türkiye edebiyat ortamında hatırı sayılar bir yeri olan 90 Kuşağından bir şair-eleştirmenin şiir görüşüne karşı-eleştiriler getirmek, ‘karşı gelmek-kazan kaldırmak’ sayılmayacaksa eğer, övgü mekanizmasına hız kazandırmak yerine övgü-yergi dengesini gözeten doğrucu bir tutum belirlemek, hakkaniyete daha yakın bir eleştirel tavır olsa gerek. Dileriz ki bu yazımız bir emsal teşkil etsin: Türkiye’de genç şairler, abilerinin ve ablalarının eleştirel donanımı karşısında el pençe divan duracaklarına oturup edebiyle ve usturuplu yazınsal tutum ve tavırlarıyla eğriye eğri doğruya doğru deme cesaretini gösterirlerse edebi kamudaki çeteleşmenin ve gruplaşmanın da önü kesilmiş olacak, daha saygın bir yazınsal duruş sergilenecektir. Bu böyle yapılmadığı müddetçe birbirinden habersiz küçük küçük topluluklar ve atomize olmuş şair-bireyler olarak kendi kibirli şatolarımızda yaşamaya, kulislerde birbirimizin etini yemeye, dedikodusunu (dedi ve kodu) yapmaya, twitter’larda okçular cephesini oluşturmaya, operasyonel linç girişimleriyle birbirimizin kuyusunu kazmaya devam edeceğizdir.

Sav: 1- Sözü zarifane söylemek hükmünü yitirmiştir

Genelde şiir sanatına özelde lirik şiire yönelik “anti-estetik” bir söylem geliştirmek, 90’ların sonu 2000’lerin başı itibariyle Türk Şiirine bir huruç ve kalkınma atılımı olarak niteleyebileceğimiz bir şiir görüşü olan bir huruç ve kalkınma atılı olarak niteleyebileceğimiz muhalif bir şiir görüşü olan Neo Epiğin temel argümanlarından biri de ‘estetik şiir’in edebiyatı ve şiir uğraşını kitabi bir boyuta indirgemesi, şiir bir davranış biçimi olarak hayatsızlaştırması ve insansızlaştırması vb. tekniğe ve içeriğe dair hususlarda eleştirel bir duruş sergilemesidir. Ali K. Metin de “Barbarlığın Şiiri” (*) adlı poetika kitabında şiiri bir maharet gösterisi ve imge riyası olarak gören klişeci şairlere karşı şiirin hayat damarlarını tıkayan, şiiri bir oyun ve imge akrobasisi haline getiren ‘estet şair’lere yönelik bir tavır geliştirir, daha eserinin ilk sayfalarında şiire dair bir iddia getirerek bir anlamıyla 90 Kuşağının ortak poetik söyleminin dillendiricisi olur. Metin’in söz konusu kitabından bir alıntıyla bu iddiayı tekrarlayacak olursak;

“Hakiki şiir maharet gösterisi yapmaktan uzak durur. Sözü zarifane şekilde söylemek diye bir şiir tarifi artık hükmünü yitirmiştir.” (s.9)

Filhakika 90’lı yıllarda artık şiir, sözü zarifane yani estetik incelikler ve ince elenmiş kelime istifleriyle zarif şiirsel biçimlerde ifade etmekten uzak durarak hayatla, insanla ve dünya ile kavgalı, dolukmuş var oluş halleriyle levendane savaşan bir kahramanın bakış açısıyla ‘dünyaya saldıran bir şairin’ yiğit konuşma biçimleriyle şekillenecek, şiir yaşadığımız hayatın somut bir yansıması haline gelerek organik bir bütünsellikte insan-hayat-dünya bağını sağlam bir şiirsel tavırla dışa vurarak hayata ve insana her geçen gün daha da yakınlaşacak, Mehmet Kaplan’ın Âkif’in şiiri için ifade ettiği “hayatın şiiri” tanımlaması da 90’lı yıllarda yerli yerine oturmuş olacaktır.

Ancak Ali K. Metin’in kuşağı içinde bir farklılığı vardır: o da poetikasındaki dil, kendilik, hakikat, varoluş (ontolojik tavır), beşerî tecrübeye olan vurgu, şiirde özgürlük, şiirde yenilik ve deneysellik ve özerkliğe dair hususlardır.

Şimdi sırasıyla ortaya koyduğu bu hususları ve serdettiği iddiaları poetikasında tanımlı ifadesiyle Barbar Şiirin düsturlarını serimlemeye çalışalım:

Sav: 2- Şiirin sağlayacağı hayatiyet kaynağı ontolojik potansiyele sahiptir

Ali K. Metin’e göre “Poetikanın temel değerlilik ölçütü, şiir için mümkün bir hayatiyet kaynağını işaret etmektir.” (s.14) Metin’in bu minvalde teorize edip ifade ettiği Barbar Şiirin temel argümanlarından biri de “90 Kuşağı Şiir Poetikası”yla örtüşen bir geçişimlilik haliyle şair öznenin kendi olma halinden aldığı şiirsel güç eşliğinde hayata, insan ve dünyaya doğru yürüyen ontolojik temayülü temayüz ettirmesidir. “İnsanın kuşatılmışlık duygusundan boy veren bir aydınlanma” arzusu, bir “kurtuluş” cehdinin temayüz ettirilmesiyle birlikte kendi olma karakterini kazanır. Şair Ali K. Metin de bu insanlık durumuna “barbarlık” tanımı getirerek kuşağı içinde farklı ve özge bir şiir görüşü ve halini dillendirmiş olur. Zira Metin’e göre “barbarlık, olumsal bir hal, bir kendilik biçimi olmayıp ancak, iradi, ontolojik bir yönsemeyle tecessüm eder. Gelişmemişliği değil, öteki/aykırı bir duyarlığı seslendirir.” (s.14) Şair Metin’e göre, barbarlığın kaynağında yer alan temel duygu, trajiktir. Bu ise bireyin bilinç durumuyla alakalı bir husustur. Aynı cihette “nefret, çatışma, düşmanlık, uyumsuzluk gibi ayrıştırıcı duygulanımlar, barbarlığın alametlerindendir.” (s.15) “Trajiğin bizi (ontolojik varlığımızı) uyumsuz ve aykırı bir karaktere büründürmeye başlaması halinde, duruş, söylem ve hatta eylem biçimlerimizde somutlaşan barbarlık durumlarından söz etmeye başlarız.” (s.16) Ali K. Metin’e göre “örneğin veli kabul edilen zatlar olsun, devrimciler veya anarşistler olsun, dünyanın barbarlarıdırlar.” (s.16)

Şair-Eleştirmen Ali K. Metin

Görüldüğü üzere Ali K. Metin’e göre Barbar Şiir, insan hayatını etkin bir biçimde ırgalayan bir yaşama halidir. Dolayısıyla bireysel karakteristik cepheleri vardır. Bize göre ise dünyanın tersine tersine giden, sistemin üzerine üzerine doğru yürüyen her şair, bir barbar karakterini haizdir. Örneğin Turgut Uyar’ın “Bir Barbar Kendin Tartar” ve “Akçaburgazlı Yekta” Şiirleri de ontolojik uyumsuzluğu sebebiyle daha doğrusu şiirdeki öznenin ontolojik bir çatışma halini yaşamasından dolayı barbar karakterli şiirler katında yer alır. Bu satırların yazarının “İnsanı Aşan Kan” kitabındaki hayat-insan ve dünya ile cedelleşen mücadeleci-çatışmacı şiirlerini de pekâlâ Barbar Şiir kapsamında düşünebiliriz.

Türkiye edebiyat ortamında tebarüz eden hayatiyetçi-hakikatçi poetikaların geniş/genelleyen bir kuşatıcılığı vardır, diyerek Şair-Eleştirmen Ali K. Metin’in diğer savlarına geçebiliriz:

Sav: 3- Bir şiirin “ötekinin sesi/eylemi” olması ironik uyumsuzlukla kaimdir

Şair Metin, Barbar Şiir poetikasında “ironist tutumu” önemli enstrümanlardan biri olarak kabul eder. İroniyi “gerçeklikle” ilişkilendirerek bir ‘görme biçimi’ olarak gerçekliği ters yüz edici bir işlevle yükler. Metin’e göre yaşadığımız süreç insan olma özelliklerimizi tehdit eden bir şiddete maruz kalmaktadır. Bu anlam ve bu süreçte ruhlarımız da zihinlerimiz de tutsak ediliyor gibidir. Bu anlamıyla şiirde “ironist tavrı” teknik bir biçimlenişin ötesine taşımak gerektir. Metin’e göre ironik bakış, kendini ve dünyayı paranteze alan tutumuyla dünyayı ve insanı açıklamaya değil, yadsıma, askıya alma ve hatta tasfiye etmeye yönelik bir girişimdir. Şairin bizatihi kendi varoluşunu paranteze almasının sahici bir barbar şiirde yeri nedir, sorusu sorulmayı, soruşturmayı ve eleştirilmeyi gerektirir. Zira biz ironik şiirin, Metin’in üzerinde çokça durduğu “sahicilik”le köklü/kökten bir bağının, içtenlikli bir anlam bağının olmadığını düşünüyoruz. Hakeza şiirde ironik tavrın, Ali K. Metin’in şiirlerine yansıyan boyutlarıyla sahici bir damar olmasa da eklektik/parçalı bir yapma-yapıştırma teknikleriyle oldukça göze battığını da artı parantez olarak ifade edelim. Bilakis Metin’in ifade ettiği gibi şiirde söz konusu ironist tavrın, şiirin önünü kesecek, hayatiyetine ket vuracak, dilini tutuklaştıracak, ontolojik tecessümünü sekteye uğratacak bir sınırlama getirdiğini düşünenlerdeniz.

Sav: 4- Barbar Şiir paradigmatik köktenciliğe karşıdır

Her türlü köksüzlüğe karşı olmakla paradigmatik köktenciliğe karşı olmak arasında poetik bir tutarlılık göremiyoruz. Sanırım Metin’in paradigmatik köktencilikten kastı, söylem biçimleri olarak modern dünya görüşleri ve hayat anlayışlarıdır. Metin’e göre “Modernliğin poetikasında asıl ve mutlak olan öznenin kendisidir.” (s.34) Bu modern öznenin dünyasında ise aşkın olana yer yoktur. Bu özne aynı zamanda hiçbir hakikat ve değer ölçütü tanımaz. Bunun kaynağında ise öznenin ‘kendiliği’ yer alır. Buraya kadar tamam. Peki, postmodernliğin paradigma anlayışı nedir? Diye sorduğumuzda ise postmodern öznede bir üst değer, bir Mutlak yer almaz. Hakeza dünyayı ana hatlarıyla kodlayan bir ‘hükümler mecellesi’nden yoksundur. Her iki paradigmanın (değerler dizisi) da hakikatçi söylemleri dıştaladığını biliyoruz. Modern öznenin bilen/otoriter oluşuna karşılık, postmodern özne de her tür tarif oluşa karşıdır. Bireyler, postmodern insan anlayışında etkileşimsiz/atomize kişilerdir. Metin’e göre “her paradigma, kendi mutlaklıklarını bir meşruiyet kaynağı ve ölçüsü saydığından, aralarındaki ilişki ister istemez bir tahakküm ilişkisine dönüşmektedir.” (s.37) Ali K. Metin, modern ve postmodern paradigmalara karşı çıkarken sanırım rasyonalist düşüncenin dışında daha devingen ve alternatif bir çıkış arayışı içindedir. Poetikasının özgürlük düşüncesiyle ıralı oluşunu göz önüne getirdiğimizde ise bunun tutarlı bir tavır olduğunu söyleyebiliriz. Ancak bunun yazdığımız şiirle de gerçek bir bağının olması gerektiğini gözetmek durumundayız. Postmodernliğin ve modernliğin temsil krizine karşı ikame ettiği “ironik tutumu” şiirimizde deneyimlemek nasıl bir tutarsızlıksa, bunun Barbar Şiirin ‘kendilik’ vurgusu ve insanın ne’liğine ilişkin hassasiyetleriyle de aynı cihette bir tutarsızlık örneği sergilenir. Zira artık Barbar Şiirin hakikat vurgusunu, hakikatçi bir poetika oluşunu ve söylemsel bir mahiyet içerdiğini inkâr edemeyiz.

Paradigmalar üstü bir dil, yine yeniden bir “kök” arayışı ile mümkündür. Kök, arayış, hakikat, sahicilik, gerçeklik, özgürlük gibi kelime ve kavramlar da zaten söylemle alakalıdır. Kırıp dökmek, klişeleri tahrip etmek, çok dinamik, çok katmanlı, sahici, enerjik bir şiir yazmak da en nihayetinde belli-belirgin bir söylem bütünlüğünü, köklere dayalı bir vurguyu içerir, haber verir.

Sav: 5- Özerklik nosyonu, sanatı ve insanı sahici bir varoluşa çağırır

Ali K. Metin’in özerklik tartışmalarında bütünlüklü bir söylem biçimi geliştirdiğini söyleyemeyiz. Bir yerde özerklik savının, sanatı her şeyden soyutlayarak özneyi mutlak özgürlüğün kaotik dünyasına sürüklediğini söylerken, başka bir paragrafta özerklik kaybının, sanatçı failin öznelliğini dolayısıyla özgürlüğünü kısıtlayıcı bir mahiyet içerdiğini ifade eder. Başka bir paragrafta ise sanatçı için, sanatçının sahiciliği adına Bağlanmanın gerekli olduğunu, bir başka yerde ise özerklik nosyonunun sanatı ve insanı sahici bir varoluşa yani bir tür bağlanmaya çağırdığından bahseder. Biz, Ali K. Metin’in sahici takipçileri olarak, Barbar Şiirin, milletimizin anlam dünyasına sahici bir bağ ile merbut bir poetika olduğunu biliriz. Biz, Barbar Şair veya Neo Barbar Şair deyince, şiirdeki barbar karakterin ahlak ve adalet vurgusuyla, sahicilik, kendindenlik ve özgürlük tutkusuyla mücehhez yüksek sesle konuşan bir şiir kişisi olduğunu da biliriz. Dolayısıyla bu özerklik tartışmalarının Postmodern Edebiyat teorilerinin fazlasıyla tahakkümü altında gerçekleşen, suya sabuna dokunmayan, sabun köpüğü polemiklerden öteye geçmeyen “karşılıksız kanaatler” bütünü olduğunu ifade edebiliriz. Şunu da iyi biliyoruz ki edebiyat gündemini işgal ve iştigal eden bu özerklik tartışmalarının Hece dergisi etrafında şekillenerek palazlandığını, bu yüzden de Türk Edebiyatının ‘karakteristik’ vasıflarıyla uyuşmadığını tek celsede söyleyebiliriz. Görünen o ki Ali K. Metin de bu aşısı ve açısı tutmayan tartışmalardan fazlasıyla etkilenmişe benziyor. Oysa tek başına mücessem bütünlüğü ile Barbar Şair, gerçekçi bir bağlanma ve aidiyet bağı olarak Milletin ruh köklerine bağlı, kadim değerlerine içtenlikle aşina sakınımsız bir anıtsal karakterdir. Yani ki özerklik elbisesi, Barbar Şiirin üzerine biraz fazla dar gelen bir elbisedir. Nitekim sanatta özerklik konularına dair soyut çıkarımlarda bulunmak da olmayacak duaya âmin demekle eşdeğerdir. Bu özerklik aşısı tutmayacaktır. Bu meyanda Hece dergisi de –son polemikleri göz önünde bulundurduğumuzda- Milletin rağmına, Milletin tersine, Milletin hilafına, Milletin zıttına hareket etmeye devam etmektedir vs.

Sav: 6- Gerçekçi şiir, şairin öznelliğinden bağımsız değildir

Görebildiğimiz ve anlayabildiğimiz kadarıyla Ali K. Metin, Barbar Şiir Poetikasını öznel bir zemine oturtma çabası içindedir. Gerçekçi şiiri de Metin bu perspektiften görüyor, yorumluyor. Şiiri şairin öznelliğinden bağımsız düşünemeyiz elbette. Ancak şu da bir gerçektir ki gerçekçi şiirin muarızı, düşçü, hayalci, benlikçi bir şiirdir. Bu, ak ile kara gibi birbirinden net çizgilerle-şairin dünyayı yorumlayış biçimi bakımından da- ayrıştırılabilen bir düşünüş biçimi, bir şiir düşünüşüdür. Gerçekçi şiiri öznellik zemininde düşünmek ve çerçevelemek, genel edebiyat tarihinin seyrine, macerasına, serüvenine tezat teşkil ettiği gibi şairin şiir yazma anında hayatı yorumlayan şiirsel tabiatına da ters bir durumdur. Genel olarak Metin’in poetika bahsinde şöyle bir sabitesi var, bu kemikleşmiş bir yargı olarak Metin’de pekişmiş olarak var: Şair, bireysel varoluşunda belli-belirsiz bir tekâmüle varmadan toplumsal varoluşu etkin bir biçimde sunamaz. İşte Metin böyle düşündüğü için de genel olarak şiir görüşünde özelde ise Barbar Şiir Poetikasında bireysel düşünüşün varageline takılı kalıyor. Dolayısıyla “ya o ya bu” şeklinde net çizgilerle düşünmediği için poetik düsturları paradoksların, tezatların, çelişkilerin içine düşmekten kurtulamıyor. Böyle olduğu ya da böyle geçişimli düşündüğü için de Poetikası, “iki arada bir derede” olmaktan uzak kalamıyor. Sanırım Ali K. Metin şiir ve eleştiri kültürü bahsinde bir “ara bölge” arayışındadır. Örneğin somutlarsak, hem deneysel şiiri dilin barbarlaşması adına olumluyor, onaylıyor, hem halkçı, hakikatçi, epik şiirin olumlu yönlerinin Barbar Şiir Poetikası adına faydalanılması gereken yerleri olduğunu ifade ediyor. Ona göre Postmodern Şiirden de Barbar Şiir adına pekâlâ istifade edilebilir. Bu minvalde pekâlâ Efe Murad’ın şiiri Barbar Şiir Poetikası kapsamında düşünülebileceği gibi Mustafa Irgat ve k. iskender gibi şairler de Barbar Şairler olarak bu bapta yerini alabilirler vs. Oysa bize göre etkili bir Poetika, amentüsünü kesin ve net çizgilerle belirleyebilen bir şiir görüşüdür.

Barbar Şiir, Modern Türk Şiiri Poetikasında henüz yerini tam olarak belirleyememiş bir şiir anlayışıdır…

Son söz niyetine: Poetikalar çözüldükte ‘sahicilik’ kaybediyor…

Bu yazıyı yazıp bitirdiğim ve henüz Word’e aktarmadığım günlerde Hakan Arslanbenzer’in sosyal medya denen gayya kuyusunda bir notuna tanıklık ettim: “Lirik-Epik kavgasını bitiriyorum. Fayrap-İtibar kardeştir” şeklinde yazılan bir nottu bu. Arslanbenzer’in bu notunu okuyunca derin bir hayal kırıklığı içine girdiğimi ifade etmeliyim. Elbette lirik şiir de epik şiir de kimsenin uhdesinde değildir… Benim tasavvurumun, tasarımımın, tahayyül evrenimin kırık bir hal almasının nedeni, ne oldu da 90’lı yıllarda onca şiir kavgası deneyimi yaşadıktan sonra Arslanbenzer’in gelip bu noktaya evrilmesiydi. Muhalif şiirden giderek muvafık – konformist bir şiir çizgisine nasıl olduysa evrilmiş bulduk Arslanbenzer’i. Diyeceğim o ki bu Neo Epik Şiirin düpedüz bir sahicilik kaybıdır. O vakit Arslanbenzer’e şu soruyu sormak gerekti: Öyleyse ya da böyle olacaksa bu kavga niye verildi? Niyeydi bunca hırgür ve şamata? Nitekim ben de Şair-Eleştirmen Hakan Arslanbenzer’i bu notu dolayısıyla çelişkili ve tutarsız buldum.

Barbar Şiir Poetikasının da hakeza Neo Klasik ve Çok Sesli Şiir Poetikalarının da aynı muvafık çizgiye varmayacağının garantisini kim verebilir?

Yaşımdan genç şaire hep şunu söyledim durdum: Yolunu yalnız yürü! Kimsenin, hiçbir şairin gölgesi altına sığınma! Kendi yolunu ve çizgini bireysel yeteneğin ve gayretlerinle kendin yürü, kendin çiz! Kendi kumaşını sen ör! Kulak asma kuru gürültüsüne kalabalığın, der ya hani Puşkin. İşte Cemal Süreya da düzyazılarında, genç şairin bu yalnız yürüyüşünden bahseder. Alkışlanacak olan bu yürüyüşün, şairin kendi yalnız yürüyüşü olduğunu söylemiyor muydu Süreya! Devamla; gün gelir bu yalnız ve mücadeleci yürüyüşün olgunlaşmış meyvelerini eleştirmenler de taçlandırmak zorunda kalırlar. Ama yalnızlığının bedelini itelenerek, sessiz kalınarak, görmezden gelinerek, üstü örtülerek her anlamda ödemek zorundasın arkadaşım!

Bu meyanda hiçbir poetikanın sahiciliğine inanmıyor, şairin sıhhatini temin eden şiirsel bir gıda olabileceğini düşünmüyor, bu tarz geçici ama Türk Edebiyatında kalıcı izler bırakan ayak oyunlarını tümüyle reddediyorum…

Sahicilikle kalın…

(*) Ali K. Metin, Barbarlığın Şiiri-Şiire Yeni Bir Açı-, Büyüyenay Yay. Mayıs 2017, İst.

[Eleştiri Haber, 01.04.2018]

Bu yazı yalnızca www.elestirihaber.com sitesinde yayınlanmaktadır…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here