Ali Celep’in “Şiir Deyince” Konuşmaları Yılmaz Daşcıoğlu İle Devam Ediyor

0
331
Şair-Akademisyen Yılmaz Daşcıoğlu

ŞİİR DEYİNCE – 34 / ALİ CELEP

[‘Ölümle aşk arasında titreşen çocuklara tarih notu’ Yılmaz Daşcıoğlu] [Kayıtlar, 1993]

Yılmaz Daşcıoğlu’nun ilk şiir kitabı ‘Mihrace’ 1990’da yayımlanmış.

Bu ilk kitaptan 24 yıl sonra da ‘Leylâk Kalkışması’ gelmiş.

‘Leylâk Kalkışması’ ise ‘Mihrace’deki şiirlerinden bir seçmeyle ve ‘Mihrace’den sonra yazdığı şiirlerden kurulmuş.

Demek oluyor ki 80’li yıllardan bugüne 30 yıla yayılmış bir ‘poetik gayret’ var.

Bu gayretin netice olarak kendine mahsus bir ‘persona’ getirmeyişi, bize ‘poetik kimlik’ sunamayışı, şiir yazma ve yayımlama noktasında devamsızlıktan kalışına bağlanabilir.

Bir bakıma da kendisinde zaten var bulunan şiir yeteneğini ortaya koymada çekingen davranması veya tembelliğiyle ilgili olabilir.

Onca yıl fasılalar sonunda yeniden, belki yeni bir ele alışla şiire tutunmasını ise, çağının şiirine özge bir damar açma iştahıyla açıklamak istiyorum.

Şu halde benim buradaki kısa konuşmam, onun bu tavrına, bu gayretine şiirimiz adına duyduğum saygı olarak, şükran borcu görülsün isterim.

Şiir 25 yıl önce Kayıtlar dergisinin 36.sayısında yayımlanmış. (Ekim 1993)

Kısa bir şiir.

Bir düşünceyi dile getirişine bakılırsa, düşünsel vasfı açık bir şiir izlenimi veriyor.(Tarih, merhamet, adalet, şeytan kavramları: bu sözcüklerle çalışan bir akıl var şiirde)

Mumaileyh sözcükler üzerinden içinde yaşadığı dünyanın gerçeklerine eğiliyor.

O gerçeklerin katılığını aşma cehdi ise, çocuk, ay, su, sır, yıldız, aşk, ölüm gibi sözcüklere yüklediği imajlarla gerçekleşiyor.

Böylece apaçık somut gerçeklerin şairde yarattığı varoluşsal kırıklık, muhayyilenin tetiklediği soyut yaşantı parçalarıyla telafi edilmeye çalışılır.

O vakit bu durumda dolaylı konuşma kaçınılmaz olur.

Gerçek, türlü imajlarla sarılmış biçimde dile getirilir.

Yılmaz Daşcıoğlu’nda (bu şiir bağlamında) muhayyile birbiriyle eş zamanlı olarak iki şekilde çalışır:

1.Kişileştirme

(Bu yoldan şair, olanı daha etkili iletme çabasıyla hareket eder: ‘suyu temizler aydede, tuhaf bir tüyle / zamanın aynasındaki sırrı ovalar / ovalar / Kosova’yı çağırır diye’ örneğinde olduğu gibi.)

Gaye yaşamın birçok yerinde görülen ve insanı kahreden gelişmeleri sadece seyretmekle yetinen zihniyete dikkat çekmektir.

2.Eşitleme

(Bu yoldan şair, arınma isteği eşliğinde anlatıma mistik bir hava katıyor. Olan, şairin olmasını istediği gibi değilse ve şimdi gerçekten olanı değiştirme gücünüz yoksa duygusal yaşama planına geri çekilmeniz kaçınılmaz olacaktır. Bu durumda şair kendini, bazen empati yaparak çoğu zaman da doğal ve saf olanla eşleştirerek tanımlamaya çalışır. Mesela bu şiirde kirlenen yeryüzünü gökyüzüyle terbiye etme isteği dikkat çekicidir.)

Ve yahut yeryüzü ile gökyüzü, kötü, yanlış ve çirkin ile iyi, doğru ve güzel olanın temsili bakımından ele alınır.

Böylece şair kendini bir yerde çocukla, başka bir yerde ayla, aşkla, masallardan / tarihten gelen şövalyelerle eşitleyerek realiteyi aşmaya yönelir ki bu da bir nevi rasyonalizasyondur.

‘Ölümle aşk arasında titreşen çocuklara’ düşülen ‘tarih notu’ nihai anlamda, adalet ve merhametin, yeryüzündeki olumsuzlukların boyutları ne olursa olsun, kaderin de üstünde bir kader vardır itikadınca, mutlak bağlamda her daim yanında olmamız gereken ilkeler olduğu gerçeğini hatırlatan bir şiirdir.

Ve biçim ve duyarlılıkta 80’li yıllardan 90’lara evrilen şiirimizin karakteristik özelliklerini barındırması bakımından öğreticidir.

Ve şimdi artık kirli bir gecede beklemeyi öğrenen çocukların yerini, kirlendiğinin farkına varmadan büyüyen ve giderek kirlenmeyi umursamadan yaşayan adamlara bıraktığını gördüğümüze göre, yeni bir teknikle, hakikatin öncüsü ve sözcüsü olan şairlere bugün daha çok ihtiyacımız olduğu aşikârdır.

Yılmaz Daşcıoğlu’nu o şairlerden biri olarak görmek isterim.

Lakin o hem daha çok yazmalı, hem de bunun ötesinde bütün büyük şairlerde gördüğümüz gerçeği daha yalın ifade etme, gerçekle dolaysız ilişkiler geliştirme noktasında vaziyet almayı daha fazla geciktirmemeli diye düşünüyorum.

‘Tarih çocuk olmadı çünkü hiç

Ansızın şövalyeler

Ansızın nal sesleri

Çıkageldiyse de..’ dediği gibi.

[Eleştiri Haber, 12 Temmuz 2018]

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here