Ali Celep, Metin Cengiz’in “Hırka” Şiiri Üzerine Yazdı…

0
159

ALİ CELEP

ŞİİR DEYİNCE – 7

[2009] [‘Hırka’ Metin Cengiz, Akatalpa]

       Metin Cengiz (1953) otuz yılı aşkın bir zaman, şiiri ve poetik yazılarıyla Büyük Türk Şiiri için-de çalışmaya devam ediyor. Şimdiye birçok şiir kitabıyla geldi ve bu kitapları toplu basımla (‘Sonsuzluk Çiseler Büyük Sularda’ 2008 ve ‘Dünyaya Katkımız Bir Ebru Vurgusu’ 2009) iki ciltte yayımlandı. Bu toplu basım sonrasında da şiir yazmayı sürdürdü. Poetik alanda yazdıkları ise daha çok 2000’li yıllarda kitaplaştı. Şiir üzerine yazılarının 80 kuşağı diye isimlendirilen dönemi belirleyen bir etki gücüne ulaştığı söylenir ki doğrudur. Onun çalışmalarının ayrı bir konuşma ve tartışma konusu olduğunu düşünüyorum. Ne ki benim burada bu başlık altında yapabileceğim, Mart 2009 tarihli Akatalpa dergisinde yayımlanan ‘Hırka’ adlı şiirini birlikte okuma denemesi ve bulabilirsem ilk şiir kitabını Kertenkele dergisindeki proje kapsamında değerlendirmek olacaktır.

       Metin Cengiz’in ‘Hırka’sı, dört kısa kesitte örülüyor. Bu kesitlere bütün olarak baktığımızda, bilgi ve gerçeğin, yaşam ve düşlerin, anılar ve şimdinin, şairin geleceğe doğru dadaist tavrıyla birlik olup ‘Hırka’ya ilmek attığını söyleyebiliriz. Şu halde hırka, şiirin hem öznesi hem nesnesi olarak bir bakıma dünden bugüne ve geleceğe bakan gerçekliği yoğun bir duygudaşlıkla kurcalamasıyla ve başka bir yönüyle bizatihi şairin bu hırkanın içinden tüm yalınlığıyla, deneyimleriyle/yaşadıklarıyla karakteristik özelliklerini yansıtması bakımından seçilmiş isabetli bir sözcük olsa gerek. ‘Hırka’ şairin yaşam öyküsünden kısa ve fakat kaplamlı bir kesit olarak da okunabilir. Yargımızı açalım:

‘Kolumda eski bir hırka yaşımca

Annem örmüş beni arık görünce

Uçurum tutmuş şimdi yenleri sakal yerine

Aldığımda sırtıma soğuk düş günleri

Yünün fısıltısı değil duyduğum

Uçurumun kış zenginliği’

Amma da kalabalık hırkanın içi

Hayaletler azılı hortlaklar

Ben dünyaya karşı savaşıp dururken

Nişanlayıp taşımı

Musa sanıyor beni hırkam

Belaya sokuyor başımı’

        Burada şair, annesinin ördüğü hırkayı içsel (psikolojik-ahlaki) ve dışsal (realist-toplumcu) iki uçlu deneyimin nesnesi olarak dolaşıma veriyor. İçsel boyutta, şairin kolundaki hırka kendine geçmiş deneyimlerini müphem, bulanık ve fakat olumsuz olduğu kuşkusuz öznel bir çizgide hatırlatırken, dışsal düzlemde bir sonraki kesitte göreceğimiz üzere, hatıranın daha derin ve somut algılanabildiği ve giderek şairin kendisiyle özdeşleşmeye varan ve nihayet hızla akan modern hayatın içinde bir ‘ebedi şimdi’ yaratma hevesini kurcalayacak biçimde ele alınmıştır. Birincisinde şair, hırkası kolunda geçmiş zamanın izinde kendinden mahrum olmama duygusuna yapışırken, ikincisinde daha çok bilgiye ve gerçeğe umutla temas eden somut algı ve deneyim dünyasına açılacaktır. Ne olursa olsun hırka nihai anlamda şairin kendinden mahrum kalmama opsiyonu olarak ele alınmıştır. Şair bu opsiyonu geçmişte ve bugün yaşadığı birikime/tecrübeye eleştirel bakış doğrultusunda kullanacaktır. Birincisinde ‘nostalgia’ ikincisinde soğuk somut gerçeklik dile egemen öğe olacaktır. Bana göre şiirin bütünü gözetildiğinde Metin Cengiz’in bugün geldiği nokta itibariyle çizgisinde tutarlı kaldığı söylenebilir. Onda seksenlerin düşçülüğü ve ‘nostalgia’ sı da var, (son kesitte aşkın gölgesine sığınıp ölümsüzlüğü isteme, ki bu durum Cengiz’in lirik damarını oldukça belirginleştirir) bugünün gerçekçiliği de. ‘Hırka’ bu anlamda onun çizgisini gösteren kulağı ve ruhu açık iyi bir şiir olmakla birlikte başka bir açıdan, bugünkü realitenin içindeki kompozisyonu düşündüğümüzde zaaflar barındıran bir şiirdir. Bende ‘recantation’ duygusu yaratan ilk kesitlerin çoğu, gerçeğin ışıltısını gölgeleyen muğlak, belirsiz dolayısıyla seksenlerin düşlem dünyasına açılırken, şimdi okuyacağım üzere üçüncü kesite duygusal da olsa gerçeği devindiren, gerçeğe yürekten bağlılığımızı coşturan, bugünün ruhuna seslenen diri bir söyleyiş hakimdir:

‘Derken benim arslan duruşum derken tükenmez cesaretim

Barikatlar çatışmalar hapishaneler

Sonra tanklar sonra polisler gardiyanlar

Sanki bir çarkı tersine çevirme işi

Ve muzaffer bir komutanın askerler arasından kibirle süzülüşü’

       Ben bugün bu çizginin sıhhatine inanıyorum. O zaman şiirin kâğıt üzerinde terk edilmiş bir nesne olmadığını hissediyorum. Metin Cengiz, şiirin formasını ve içeriğini bu son kesitte olduğu gibi örgütlediğinde performansının daha etkili sonuçlar vereceğini düşünüyorum. Ötesi şiirin okurda karmaşık etkiler doğurmasına varır. Zira madem ki ‘hırka’ şiirin anlatıcısının bir ömür yaşadığı bazı gerçekleri çağrıştıran nesne olarak seçilmiş, o halde tanışacağımız gerçekliğin doğası muğlak olmamalıdır. ‘Hırka’da muğlaklığı besleyen unsur, şairin düşlem dünyasından gerçeklik alanına, buradan tekrar düşlemde karar kılmasıyla sonuçlanan süreci kabullenmiş ruh halidir. Belirlenen nesne (hırka) ile belirtilen anlam (deneyimin değeri) bu durumda, okurda amaçlanan etkinin azalmasına yol açıyor. Bunu şiirin salt pratik değeri bağlamında söylemiyorum. Şiirin işleniş mantığındaki sıkıntıya dikkat çekmek istedim. Okur da şairin yaşadığı deneyimlerden bir parça gerçek öğrenmek istemez mi? Belki bu yüzden ‘Hırka’nın en güçlü tarafı, işte yukarıda alıntıladığım cümlelerde saklı olsa gerek. Bir de kısa şiirin siyaseti dikkate alındığında düşlem, imgelemin aksine, hem biçimsel hem içerik bazında okurun yüzeysel muamelesine maruz kalmak gibi can sıkıcı sonuçlara yol açabilir.

       Yücel Kayıran hakkında kullandığım ifadeyi Metin Cengiz için de yineleyerek bitirelim, diyeceğim burada onun ‘hırka’sı üzerine yaptığımız kısa konuşma, umulur ki Büyük Türk Şiirinin içinde nice zaman sürdürdüğü çabayı saygıyla selamlamak olarak anlaşılır.

[Poetik Haber, Mayıs 2013]

[Eleştiri Haber, Haziran 2019]

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.