Ali Celep, Gökhan Akçiçek’in Kum Yazıları’nda Yayınlanan Şiiri Üzerine Yazdı…

0
891
Şair Gökhan Akçiçek

ŞİİR DEYİNCE – 35

[ ‘Biber Sürdüler Kalbime Anne’ Gökhan Akçiçek] [Kum Yazıları, 9.sayı, 2001]

Şiire yakışan bir isim Gökhan Akçiçek.

İki yönden böyle:

1.Şiirle, şiiriyle belirgin bir kesinliğe varmış.

2.Vardığı kesinlikte şiirle, şiiriyle kendini bir kılmayı başarmış.

Bu başarı sözcüğünü tabii manada kullanıyorum.

Tabiliği de şiirde kendi gibi olmak diye anlayalım.

Çünkü onun uzun süredir kurduğu bir şiir düzeni var.

Bu düzeni kuran sözcüklerin işleyiş mantığına baktığımızda, şairin halleriyle şiirin doğası arasında hayattan, insandan yana kendiliğinden gelişen geçişkenlik dikkat çekiyor.

Şairin yaşantısıyla şiirin gelişimi bu düzende aynı soydan besleniyor diyeceğim.

Aynı soydan beslenen Sezai Karakoç’un ilk yapıtlarındaki temlerle poetik örtüşmesi manidar olsa gerek.

İki şair arasında poetik alışverişi getiren bazı sözcüklere, temlere bakalım: anne, çocuk, yağmur, gül, rüzgâr vs.

Bu temlerin kurduğu düzenin havası en az Sezai Karakoç kadar etkili ve doğal sonuçlar veriyor.

Salt teknik düzeyde değil içeriği dolduran dünya görüşü bakımından da evrensel sonuçlara ulaşabiliyor şair.

O, insan bilincinin temellerini çocuklukta ve çocukluğu doğuran annelikte ve yaşam içinde yuvarlanıp gitmeyle gerçekten yaşama arasında, iyi doğru ve güzel olanın kaynaklarını mumaileyh sözcüklerin saf çağrışımlarında bulan bir şair.

Bu açıdan sade teorik düzeyde değil yaşama planında da onun şiirinin dünya görüşü tutarlı bir çizgi izlemiştir.

Böyle olmasa şiiri bugüne yaşayamaz gelmezdi.

Teknik planda da benzer bir gerçek şu ki, şiirinde İkinci Yeniler yaklaşımını çalıştırması kendine has biçimde olmuştur.

Fakat İkinci Yeniler yaklaşımından görüp tadıp gelişmiş duyarlıklar sunmasını da sağlıklı etkilenmeler olarak görelim.

Gene onun şiirinde biçim yönünde işleyen ses organizasyonu netice itibariyle estetikseldir.

Bu estetik tutum içeriği ezmeyecek şekilde yürürlüktedir.

Aynı şekilde şiirin genel olarak ‘analogy’/benzetme fikrinden hareket etmesi, çocuk ve anne arasındaki ilişkinin duygusal niteliğini vurgulamakla birlikte, bunun, şairin büyüdükten sonraki ‘ben’ idrakiyle çocukluğunu kuşatan ‘ben’ tasavvuru arasında süreç içinde açılan makası kapatma isteğiyle ilgili olduğunu belirtelim.

Arkasından gelen anlama baktığımızda vardığımız sonuç objektiftir:

Çocukluk evrenini kuşatan atmosferden uzaklaştıkça, yani büyüdükçe, kendi özümüzü özleten yaşantı parçalarına daha çok ihtiyaç duyduğumuz gerçeği.

Gökhan Akçiçek’in şiirini diri tutan gerçek bu olsa gerektir.

Çocuklara, kendi çocukluğuna eğilip o dünyadan nostaljik (yaşamın anlamını bir tür hatıraların erişilmez atmosferine eşitleyip hapseden) sonuçlar devşiren şiirler yazmıyor o.

Veya gayrı yitip gitmiş çocukluğun ardından, bugün artık tutulması mümkün ve sahici olmayan ağıtların peşine düşüp, hatıraları, yaşanan gerçeğe tercih eden hastalıklı bir anlayışa da terk etmiyor şiirini.

Bilakis baştan iyi niyetli (bona fide) bir yaklaşımla, geçmişte var olan fakat artık tümüyle unuttuğumuz, bizi biz kılan değerleri, çocukluğun moral dünyasını bahane ederek hatırlatmaya çalışıyor Akçiçek.

Bu hatırlatmayı Akçiçek, anne-çocuk ilişkisi üzerinden yapıyor.

Klasik anlamda bir çocukluğa övgü veya anneye özlemden çok, ikisi arasında kurulmuş sahici bir dünyaya ışık tutan psikolojiyi veriyor şair.

Bu haletiruhiyeyi besleyen damara açık bir gönderme var.

Şairin avuçlarına annesi tarafından öpüp bırakılan çocukluk, ölünceye kadar insanın istikameti olacak diriliş ruhudur.

Akçiçek o diriliş ruhunu mayalayan zaman dilimi olarak çocukluk evresini tanıttıysa bugüne dek, şimdiki hayatımız içinde var olması mutlak olan temel ilkelerin, duygusuz rasyonalizme heba edildiği gerçeğini bu yoldan hatırlatılabileceğine inanmasındandır.

Onun şiirle tahkim ettiği bu sarsılmaz inancını besleyen dinamikleri irdeleyip anlamaya bugün daha çok ihtiyacımız olduğu ise başka bir gerçek.

Bilmem onun şiirinden yaptığım aşağıdaki alıntılar, doksanlardan bugüne Türk şiirine yardım eden bu değerli şairimizi daha yakından tanımamız için bizi harekete geçirir mi?

Bilmem onun bu şiiri vesilesiyle Selçuk Küpçük adında iyi bir şairin Ordu’da çıkardığı Kum Yazıları’nı hatırlayanımız olur mu?

Burada ben onun ‘Biber Sürdüler Kalbime Anne’ adlı şiirini konuştum.

Bu kısa konuşmam, onun bize şiiriyle sunduğu dünyaya, bu dünyada inşa ettiği yaşama bilincine saygı olarak görülsün.

‘ve sımsıcak bir ekmek gibi

öpüp bırakmıştın

çocukluğumu avuçlarıma’

‘yağmurları yamardın sökülen yerlerime

bense eski bir ceketin iç cebinde

unutulan mendillere ağlardım

bileklerimde köreltip dikenini

öyle oğul yapardım sesimi bir güle’

‘anne adlı ağacın son yaprağıyım belki’

‘çocuklara emanet ettim düşlerimi’

‘sarı bir mektup zarfı yüreğim

yokluğunla pullanmış

bilemem postacı hangi adrese verir’

‘yitirdikleri demir parayı

dönüp dönüp arayan

tozlu yollarda

ve kendi sesine çarpan

kuş ölülerine

göğsünü mezar yapan

o çocuklar gibi’

ALİ CELEP

ARİFİYE

SAKARYA

2018

AĞUSTOS

[Eleştiri Haber, 20 Ağustos 2018, Pazartesi]

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here