Ali Celep, Genç Şair Remzi Köpüklü’nün Şiiri Üzerine Yazdı: “Sevmek İsterken Duruldu”

0
486
Şair Remzi Köpüklü

ŞİİR DEYİNCE – 38 / ALİ CELEP

[2018] [‘Sevmek İsterken Duruldu’ Remzi Köpüklü, Fayrap, 110]

İsmet Özel’in ‘Kaçmak İsterken Vuruldu’ adlı şiirini hatırlatıyor başlık olarak.

Ama sadece başlık olarak.

Bir de retorik düzende etki almış o şiirden.

Mesela aynı sesle başlayan kelimelerin yan yana, aynı sözcüklerin sıkça art arda getirilmesiyle elde edilen ifade biçimleri, bu yoldan farklı çağrışımlara açılma çabası benzerlik taşıyor.

Bu genişleterek, sıralayarak yazma tekniği Cemal Süreya,  Edip Cansever, Turgut Uyar gibi şairlerde de sıkça görülür.

Bu teknik esasen bütün bir İkinci Yeniler müktesebatını kat etmiştir desek abartı olmaz.

Böylece anlatma isteğinizi, bir bakıma anlatamama çabanızı biraz, hatta istediğiniz kadar uzatmış oluyorsunuz.

Abartmadığınız, doldur boşalt yapmadığınız sürece işe yarar da bu biçim, retoriğe fazla kapılmamak kaydıyla elbet.

Eren Safi şiirleri bu tekniğin güzel örneklerini bugüne getirebilmiştir mesela.

Remzi Köpüklü de bu doğrultuda nasiplenmiş diyeceğim, şiirin bu yoldan kuruluşundan.

Henüz şiirinin kuruluş safhasını yaşayan bir genç adam olması hasebiyle buna benzer daha başka usulleri kurcalaması doğal ve gerekli.

Şiirle, şiiriyle kişiliğine ulaşma böyle böyle gerçekleşir çünkü.

Sıhhat var yani onun arayışında.

Şiir yaşanan hayattan geliyor ve yaşanmak istenen bir gerçeklikten serpiliyor.

Ve toplumsaldan ve devletten geçerek bir ilişki kurmaya yöneliyor.

Getirdiği tem bir bakıma ötekiyle olan geleneksel psikolojiyi hatırlatıyor.

O teme yaklaşımı ise şairin, hızla yitmekte olan, dünyevileşme dolayımında istimlâk edilmiş mukaddeslerimize işaret etmesi yönüyle ironik.

Bir bakıma da demokrasi, insan hakları, Gezi olayları, bomba, banka, twitter (sosyal mecra) Kur’an, Yaşar Nuri Öztürk, Cuma namazı,(halk, din) Orhan Gencebay’ın bir şarkısından kesit vs. sosyal, siyasi, ekonomik gelişme ve olgular üzerinden kendi mizacı çerçevesinde bir Türkiye ve yaşanan hayat tasviri yapıyor.

Diyelim bu da içtimai döngü içinde gerçekliğin aldığı biçimleri anlamlandırma çabası olsun.

Her iki bakımdan şiiri okunur kılan, gerçekliği, o gerçekliğin getirdiği duyarlığı, psikolojik döngüyü irdeleme şekli kanımca.

Duygusal yakınlaşma arzusuyla ideolojik farktan doğan kabulleniş arasındaki gerginlik, psikolojik plandan siyasi alana uzanan konuşmanın gerekçesi kılınmış.

Konuşmanın duygusal tonu konuşanın sosyalleşme azmiyle koşut olarak eleştirel bir yaklaşımı da mümkün kılıyor ki şiir gerçekte bu bağlamda güç kazanıyor.

Bakıyorsunuz bir kız mevzuu şairin sade toplumsala eğilişinde ve dünya görüşünü işleyişinde değil, aynı zamanda genel olarak insanın varoluş düzeninde açığa çıkan pürüzlere, çelişkilere, göndermelere kadar uzanıyor.

‘Sevmek isterken duruldu’ nihai anlamda, pratikte birbirinden ayrı işlemesi mümkün olmayan iç-dış yaşam örgüsünü dönüp dolaşıp bir kez daha yaşanan hayat yaşayan şiir gerçeğine bağlayan, duygu ve düşünce arasında doğan boşluğu, özünde bir şeyi kendisi yapan formla dolduran rasyonel bir girişim olarak okunabilir.

Ve bu bağlamda şiire dinamizm katan, okuyuşu canlı tutan şey, gerçekliğin yatay ve dikey eksende hareket ettirilmesi olsa gerek.

Bu boyutu kısaca şöylece paranteze alalım:

İnsan-insan ilişkisi: yatay (iç manzara) (duygusal boyut) (psikolojik plan: İslamcı genç adamdan Kemalist genç kıza yönelen duygu akımı) (kökleri duygusal benlikten içtimai var oluşa doğru yerleşir)

İnsan-kamu/devlet ilişkisi: dikey (dış manzara) (ideolojik boyut) (siyasi plan: dalları din devlet münasebetine uzanır)

Bu iki yolun iç içe işlenişi evvel zaman içinde semboller üzerinden giderdi.

Şimdi özellikle Neo Epik şiirde bu iki yol, iç içe ve eş zamanlı, güncel ilişkilerin nabzı temelinde, yaşanan gerçek üzerinden kat ediliyor.

Yani yaşanan gerçek, ya da gerçeğin ne ise o hali, sembolün kendisi olarak şiirde kabul görüyor.

Fayrap’ın diğer genç şairleri gibi Remzi Köpüklü de bu kabulden hareketle şiirini kuruyor.

Böyle olunca, içinden Orhan Gencebay’ın söylediği bir şarkı sözü, Yaşar Nuri Öztürk, Allah, Kur’an, Cuma namazı, demokrasi, insan hakları, Gezi olayları geçen bir şiir içinde kız mevzuları dolayımında sonuçsuz kalmış bir aşk girişimi de pekâlâ okunabilir.

Yaşına yapısına huyuna fıtratına uygun bir şiir yazıyor Remzi Köpüklü.

Yani Türklerin kendine mahsus temayüllerine uyarak meseleleri ele alıyor.

Ve yaşadıklarını yazıyor.

Bir kelimeyle kendi tarihini, kendi penceresinden gördüğü tarihi, yaşanan ve yaşadığı gerçeklerle birlikte, bağlandığı toprakların ruhuna uygun bir tavırla anlatmaya çalışıyor.

Tabii olarak üslup da bu aşamada durulmayacaktır.

Ve yine arabesk rüzgâr bir yandan esmeye devam edecektir.

Ve bu şu yani bir gibi kısa devre ifade biçimleri elbette bu rüzgâra eşlik edecektir.

Ve benzer versiyonlarını seksenlerdeki ‘İslami romanlarda’ okuduğumuz malum aşk hikâyesi tabii ki yeniden gündem olabilecektir.

Ve bunlar da elbet geride kalacaktır.

Remzi Köpüklü yazdıklarıyla yarına kaynaklık edecek bir şair olur inşallah.

Fayrap’ta yazan diğer gençler gibi o da bunun işaretlerini veriyor.

Çünkü Mehmet Akif’teki dert onda da var.

Veya Akif’in derdi bu gençlere de sirayet etmiş.

Belli ki yazdığı şiir, bu derdi yüklenecek bir omzu olduğunu da ispatlıyor.

‘İnanarak demokrasinin gereklerine ve insan haklarına ve kitabına Allah’ın

Yani hem demokrasi hem Kur’an yani yan yana her şey normal gibi’

‘Ve Gezi’de önce Cuma namazı sonra banka sırasına girmek gibi belki

Sen Allah demeden de takipçilerini artırabilir misin’

‘Yaşım tutmaz sevdiğim kızı babasından istetmeye’

{Eleştiri Haber, Aralık 2018}

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here