Ali Celep, Genç Fayrap Şairler Hakkında Yazmayı Sürdürüyor | “Otomatik” | Ceyhun Öz

0
537
fayrap-populist-edebiyat-dergisi-sayi-112-eylul-2018_

ALİ CELEP

ŞİİR DEYİNCE – 41

[ 2018 ] [ ‘Otomatik’ Ceyhun Öz, Fayrap. 112 ]

‘Otomatik’  temelde ‘15 Temmuz Gecesi’nin kurduğu bir şiir.

Tabii öncesi ve ötesi de var fakat nihayet olay-şiiri okuyoruz.

Olay 1071’den bugüne üzerinde yaşamakla şeref bulduğumuz toprakların tarihinde cereyan etmiş en önemli gelişmelerden biri.

Şiir, üstünden iki yıl geçmiş, bu tarihi olayın kaydını tutuyor.

Ve at izini it izinden ayırmaya davranıyor.

Bu işlemi yaparken şair, şiirin sınırlarını gerçeğin ufkuyla kuşatmaya özen gösteriyor.

15 Temmuz gecesi yaşananlar düş dünyasında gerçekleşmiş gibi bir poz vermiyor. (15 Temmuz Şiirleri denilen malum cıvık müktesebatı hatırlayalım: imgeci, habis, soyut, üstü örtülü tuhaf teşbihler, ağlak retorik vs.)

Ne gerçeküstü bir hava, ne gerçeğin gerisinde, tam da yaşanan gerçeğin merkezinde bir konuşma ‘Otomatik’

Memleket sathında yaşanan bu ‘olağan-dışı’ gelişmenin, olması gerektiği gibi şiirde karşılığını araştırmaya çalışıyor Ceyhun Öz.

‘Araştırıyor’ sözcüğünü hususen belirtmemin nedeni ‘bulmuştur’ demek istemediğimden.

Henüz şiir bahsinin ilk satırlarında olan bir genç şaire çünkü bu yargı ayıp düşer.

Şu var ki Öz’ün şiirle tarihe düştüğü kaydın ahlâken sağlıklı, halkı hesabına doğru, temiz yargılar içerdiği açık.

Nihayet şiir, bu olağan-dışı olayın merkezinde olan halkın davranışını temize çekmenin, onurlu eylemini tarihe geçirmenin araçsal bir formu.

Neo –Epik şiirin ‘araçsal’ olduğu dikkate alındığında, ‘otomatik’ büyük ölçüde işlevini yerine getirmiş görünüyor.

15 Temmuz, öncesi ve sonrası itibariyle, genç bir şairin gözünden, salt gerçeğin ne olduğuyla değil, halk içinde gerçeğin farklı katmanlarıyla mukayese edilmek suretiyle de şiirin ilgi alanında.

Bütün bu olan bitenler, bazı kesitlerde, şairin kendi gerçek yaşamı üzerine eleştirel düşünmesine de vesile oluyor ki, bu gözlem, bir mesaj formudur ve ‘şiirin pratik sonuçlardan’ her zaman azade tutulmaması gerektiğini öğretir.

‘karşılıksız yaptığım ne var diye düşündüm

yapıp yapıp denize attığım

Halık bilir diyeceğim kaç iyilik

O’ndan da beklemeden karşılık

ne sevap ne cennet

bana seni gerek seni de değil esasen

nasıl demeli nasıl düşünmeli’

Ceyhun Öz’ün bütün olarak dile gelen konuşması iç içe geçmiş iki boyutta gerçekleşiyor.

Olaydan kendine yöneldiği zaman, suçlulukla birlikte yoğunlaşan sorgulayıcı tavır kendini gösteriyor.

Bu boyutta sözcükler şiirde işaret ettikleri ‘içkin özellikleriyle’ daha çok kendinin bilincinde bir işlev kazanıyorlar.

Bir bakıma çağrışım yoluyla şiirselliğin başladığı kesitler de denebilir.

‘yaşam ve ölüm mermerden

mezar ve mutfak tezgahları

ah bu süiler ve şinniler

ayrılıkları hep

otomatik’

Dikkati kendinden olaya yönelttiği yani gösterilene yoğunlaştırdığı kesitlerde ise konuşmanın anlamı bütün maddi varlığıyla belirginleşiyor.

Bu kesitler şehit toprağında mer’î kapitalist mekanizmanın iş görme tekniklerinden, çürüyen cemiyet hayatına, zor şartlarda alın teriyle helalinden ekmek kazanma çabalarından, kapatılan bankasının kapısında Kur’an okuyarak eylem yapan, hak talep eden Fetöcüye, toplumsal dokuda yaşanan çelişkilere odaklanır.

Bir bakıma Neo-Epik güzergahın eleştirel dinamizmi serimlenir.

‘belediyeyle anlaşamadığında

şehit ailesine daire vererek işi bitirmek isteyen müteahhit

ruhsat için daire verdi otomatik’

‘maaşıyla devletin umreye giden kripto’

‘kapatılan bankası önünde Kur’an okuyan Fetöcüye

evet Kur’an okuyan

evet son dakika imanı firavunla bir

son dakika imanıyla bankaları için

evet eylem yaptılar

banka önünde’

‘Afganlar çok zor şartlarda namaz kılabilir

ve ışıkta bekleyenlere selpak satabilir      

….

‘kış günü soğuk suyla abdest alır otomatik’

Ceyhun Öz, estet bir konuşmacı değil şüphesiz.

Halkın konuşmasına da yabancı değil.

Halkın anlam dünyasına yakınlığı ise aşikâr.

Olayı halkla karşılamasından besbelli ki, bizatihi gerçek, onun şiirde konuşma gerekçesini ve biçimini yöneten özdür.

Fakat onun ihtiyacı olan ve bugün onda eksik olan şey, şiiri toplumsallaştırma çabasını, tarihsel gerçek duygu ve düşüncelerle şimdiki zaman kipinde daha zengin bir konuşmaya yükseltmektir.

Bu yol ona, olayı şiir dilinde daha derinlikli anlamayı, anlatmayı getirecektir.

Böylesi bir kazanım için zaman gerektiği ise açıktır.

Şu var ki onun konuşma eylemi zamanla bu donanımı kazanacak kıymeti haiz özellikler içermektedir.

Gerçekten yarına taşınacak bir Türk şiiri varsa, bu mübarek yükü Ceyhun Öz gibi gençler yüklenecek.

Sonra Türk şiiri bu gençleri yarına taşıyacak.

‘parantez açmıştım aslında belki de fark ettiniz

ihtiyaç yok gayrısına

bir yudum su iki kelam

mümin müminin velisi

değilken

kıyamet günü yalnızlığını

daha kıyamet kopmadan yaşayanların velisi

Allah’tır.’

NOT.

Mehmet Akif Yıldırım, Ensar Avcı, Emir Taha Özer gibi birçok genç şair… Bu gençlere olan inancım, bugün görüyorum da, daha bir pekişmiş.

Çünkü geriden gelenler de sağlam adımlarla yetişiyorlar: H. İbrahim Karahan, Abdullah Harun Canpolat, Bekir Halit ve niceleri…

Ve burada ismini anmadığım daha bi çok genç…

Onları da yazacağım ömrüm oldukça inşallah.

Özellikle son üç senedir, niçin tercihen daha çok bu gençlerin şiirleri, deyip sorgu sual edenler de çoğaldı farkındayım.

Sorgu sual edenlerin şiir bahsinde kendi içlerinde kurdukları dünya ile kapitalist mer’î düzenin dayattığı veriler arasındaki intibak beni rahatsız ediyor, buna mukabil bu gençlerin yazdıklarında kurulu dünya sisteminin işleyişine çomak sokmak gibi beni heyecanlandıran bir arıza görüyorum.

Küsurlu değil, kusurlu, üretim hatası gibi yazıyor bu çocuklar, arızalı tipler diyeceğim.

Mevzuun ve mevziin farkındalar, bu çok önemli.

Demek millet bağında, küsurattan şair olmayı baştan reddediyorlar, yetmez mi yazma bahanesi olarak, salt bu tavır, onca mızmız şiirin içinde?

NOT.

15 Temmuz 2016 günü cereyan eden o lanet hadisenin, bütün boyutlarıyla, Türk şiiri perspektifinden neye tekabül ettiği soruşturması önemli.

Bu lanet gün, Türkiye’de yaşayan ve kendini yaşayan Türk şairi olarak vazeden kişilerin zihninde, duygu ve düşünce dünyasında nasıl bir karşılık bulmuştur yahut bir karşılık bulmuş mudur?

Eli yazmaya varan şairlerin çoğu hadise düş dünyasında cereyan etmiş gibi mırıldanıyor.

Gerçekten bir konuşma yok.

Gerçekten konuşmayı başlatan da bitiren de bizatihi halk.

Bugüne kadar yazılan, adına 15 Temmuz Şiirleri denilen müktesebat, genelde, şairin zihninin halen soysuz dünya düzeninin veri akışına paralel işlediğinin işaretleriyle dolu.

Olayı halkın içinde halkla karşılayan ve gerçeğin merkezinden şiire kanal açan bir konuşma deneyimini, eksiğiyle gediğiyle samimiyetle örnekleyenler ise çok az. ( İstisna olarak Bkz. Fayrap’ta yayımlanan şiirler)

Demek, Terry Eagleton haklı: Açlıkla mücadele şairlere verilemez.

Demek, halkımız haklı: Darbeyle mücadele işi şairlere verilmemeli.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.