9. İstanbul Edebiyat Festivali’nin 2. Gününde Ustalar Geçidi

0
353
Kamil Engin
  1. İstanbul Edebiyat Festivali’nin 2. Gününde Ustalar Geçidi

 Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) İstanbul Şubesi’nin geleneksel olarak düzenlediği 9. Edebiyat Festivali’nin ikinci günüde Yücel Çakmaklı, Ahmet Uluçay, Necip Fazıl yâd edildi ve Yeşilçam’ın önemli simaları ağırlandı.

Sinema ve Edebiyat temasının ilk defa geniş çaplı işlendiği bir organizasyon olarak dikkatleri çeken 9. İstanbul Edebiyat Festivali’nin ikinci günü “Yücel Çakmaklı Özel Oturumu” ile başladı. Mustafa Canbey’in yönettiği oturumda usta sinema eleştirmeni Burçak Evren ve usta yönetmen Mesut Uçakan, Yücel Çakmaklı sinemasını değerlendirdiler.

Niçin Millî Sinema?

Mesut Uçakan

Mesut Uçakan, Yücel Çakmaklı ile dostluğuna dair yaptığı konuşmanın ardından sözlerine şöyle devam etti: “Bir halkın sağduyusunu oluşturan kişiler olarak, Yücel Çakmaklı ile Milli Türk Talebe Birliğinde (MTTB) sinema serüvenine başladığımız, film çektikçe ilerleyen ve sık sık beraber olduğumuz, dostluğumuzun ilerlediği bir süreci yaşadık.” dedi.

Çakmaklı ile dava heyecanı içerisinde, inancı hâkim kılma cehdiyle filmler yaptıklarını söyleyen Uçakan, şöyle devam etti: “Yücel Çakmaklı fikir olarak, kendi bulunduğu noktada ve durduğu yerde sinemanın diğer yüzüne karşı dini bir sinemaydı ama diğer yüzüne karşı da son derece kozmopolit ve doğru bir yerde duruyordu. O kapıyı açması hepimize çok farklı bir cesaret verdi ama Yücel ağabeyin ruhu, kendi içindeki kozmopolit tavrı, İslam’a bakışındaki din göstergesi anlamına kesinlikle gelmemeli. Çünkü bir müftü çocuğu olarak, o konuda ciddi manada bilinçli olduğunu düşünüyorum. Stratejisini doğru belirleyen ve bunu doğru yönlendirebilen bir kişiliğe sahipti.”

Muzaffer Doğan

Burçak Evren ise konuşmasında Yücel Çakmaklı’nın sinema tavrını şöyle değerlendirdi: “Niye Millî Sinema? Çünkü 1970’lerin Türkiye’sinde ‘dinî sinema’ diye bir terimi ortaya koyamazdınız. Bu ticari açıdan iticiydi ve hiçbir yapımcı da para yatırmazdı. Onun için millî sinema, dinî sinemanın bir kamuflesi oldu. Daha sonra ulusal sinemayla birleştirilmesi de gerçekleşmedi.”

Fikrin Nezaretinde Sinema

Muzaffer Doğan’ın yöneticiliğini yaptığı “Necip Fazıl Filmleri” başlıklı oturum, Nazif Tunç ve Kamil Engin’in katılımıyla gerçekleşti.

Muzaffer Doğan, Necip Fazıl’ın filme ilgisinin, dünyayı kavrayış biçimiyle alakalı olduğunu, sinemanın etkili sahasını fikrinin tahakkümü altına almak istemesinin bir ürünü olarak senaryolar yazdığını ve sinemayla ilgilendiğini söyledi.

Nazif Tunç, “Bir Adam Yaratmak” filminin kelime kelime, harf harf, Üstad’ın eserinden aynen aktarıldığını söyledi. Gerek “Reis Bey”in gerek “Bir Adam Yaratmak” filminin Türk sinemasına yeni bir soluk getirdiği tartışılmaz.” dedi.

Nazif Tunç

Parmaksız Salih Rolü’nü Necip Fazıl Oynayacaktı

Kamil Engin ise uzun yıllar araştırdığı Necip Fazıl senaryolarını bütün ayrıntıları ile açıkladı: “Necip Fazıl’ın eserlerinden sinemaya geçmiş 8 tane filmi var. ‘Parmaksız Salih’ ilk filme alınan eseridir. İstenilen aktör bulunamadığı için ‘Parmaksız Salih’ rolünü Necip Fazıl’ın kendisi oynamak istediğini yazmıştı. Ama son noktada çıkan itilaf yüzünden oynamak mümkün olmadı.”

Sinemaya Ömür Veren İki Usta: Safa Önal ve Yılmaz Atadeniz

“Sinemaya Ömür Verenler” oturumu Yeşilçam’ın iki usta ismini ağırladı. Safa Önal ve Yılmaz Atadeniz, Gülcan Tezcan yönetimindeki oturumda kendi tecrübelerini sinemaseverlerle paylaştı. Oldukça renkli geçen oturumda Safa Önal şöyle konuştu:

“7. sınıfın okuma kitabında Reşat Nuri hikâyesi tüm hayatımı değiştirdi. Ben yazdım, rahmetli babam yırttı şiddetle. Ama ben üşenmedim, tekrar yazdım. Bir yazarın yarı aç yarı tok yaşadığını çok iyi bilmekteydi babam. Belli bir işim, maaşım olsun kavgasındaydı ama sonuçta ben kazandım. Daha sonra benimle övünmüştür. Atilla Dorsay, ‘Safa Önal olmasa Türk Sineması olmazdı’ demiştir daha sonradan.”

Necip Fazıl Oturumu

Yılmaz Atadeniz ise kendi hayat hikâyesini küçük anekdotlarla anlattı ve sinemaya verdiği emeğin karşılığını manevi olarak her zaman aldığını söyledi.

Ahmet Uluçay, Şiirini Sinemayla Yazdı

Ahmet Uluçay Özel Oturumu”nu yöneten Hüseyin Akın, Uluçay’ın aynı zamanda bir şair olduğunun altını çizerek başladığı konuşmasında Uluçay’ın bir şiirini okudu.

Hilal Turan’ın Ahmet Uluçay sinemasını analiz ettiği konuşmasının ardından söz alan Barış Saydam, Ahmet Uluçay’la hastanede tanışma hikâyesini anlattıktan şunları söyledi:

“Ahmet Uluçay hem bir hayali yaşıyor hem de kendi filmlerinde hayatını yaşıyor. ‘Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak’ filmine dikkat ederseniz o devirdeki Türk sineması filmlerine benzemez. Aslında hangi coğrafyada yaşadığını, nereden geldiğini anlatır filminde. İzleyiciyi zaman ve mekândan sıyırarak “bizi” anlatır. Her şeyin dışa vurumudur belki Ahmet Uluçay. Aslına bakarsanız bir şair. Her şeyi bir şairin gözünden anlatıyor.”

Mustafa Özçelik de Ahmet Uluçay’ın kişiliği üzerine şunları söyledi: “Gerçekten karşımızda sıradışı bir insan var. Bir köyde doğmuş büyümüş. İşçilik yapan evinin bahçesine heykel yapmaya kalkan, babasından dayak yiyen azar işten bir insan. Bilge tarafının olduğunu bu arada belirtmek lazım. En büyük eğlencesi gaz lambası, yanıyor, duvara yansıyor nesnelerin gölgeleri. O onda büyük bir tutku meydana getiriyor. Bu resimler ‘gımıldasa’. Ve sinema da onda ‘gımıldak’.

Mustafa Canbey

Ahmet Uluçay’ın arifane hayatına dikkat çeken Özçelik sözlerini şöyle sürdürdü: “Tarihi kendisiyle başlayan ve kendisiyle biten bir sinemacı-yönetmen karşımızda duruyor. Bizim coğrafyamız entelektüelliği bilmez, arifliği bilir. Aşk atına binenler hep hedefe varırlar. Onlar sanatı bir geçim kaynağı olarak görmediler, varoluşlarını hayatın anlamı olarak gördüler. Bir hayranlığın hikâyesini anlattılar. Rahmetli Neşet Ertaş için bozkırın tezenesi diyorsak, Ahmet Uluçay’ın görsel dille yazdığı şiiri bozkırın sineması diye izlemek gerekir.”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here